Kategori: Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku

  • Yapay Zeka ile Oluşturduğunuz Görsel (Muhtemelen) Size Ait Değil!

    Markanız için Midjourney’de harika bir görsel oluşturdunuz. Mükemmel görünüyor. Ama hemen bir soru kafanıza takılıyor: Bu görseli ticari amaçlarla kullanma hakkınız var mı? Ve hepsinden önemlisi, gerçekten size mi ait?

    Bu soru giderek daha fazla profesyonelin gündemine giriyor ve cevap… sanıldığından çok daha karmaşık.

    Birinci Adım: Kullanım Koşullarını Okuyun

    Yapılacak ilk şey — ve çoğunlukla en çok ihmal edilen — kullandığınız platformun kullanım koşullarını incelemektir. Midjourney, DALL·E, Stable Diffusion… her aracın kendine özgü kuralları vardır.

    Bazıları oluşturulan görselleri ticari amaçla kullanmanıza izin verirken, bazıları vermez. Bazıları abonelik planınıza göre farklı koşullar uygular. Kısacası: bir yapay zeka görselini bir reklam kampanyasında yayınlamadan veya logo olarak tescil ettirmeden önce, sözleşmenin ne dediğini bilmeniz şarttır.

    Bu kısım en basit olanı. Yazılı, net ve siyah beyaz. Birkaç dakikanızı almaz.

    İkinci Adım: Telif Hakkı Meselesi

    İşte burada işler karmaşıklaşıyor. Çünkü bir görseli kullanma hakkına sahip olmak yetmez — aynı zamanda o görselin sahibi olup olmadığınızı ve üzerinde münhasır haklar talep edip edemeyeceğinizi de bilmeniz gerekir.

    Ve işte hukuki belirsizlik tam burada başlıyor.

    Siz Kullanabilirsiniz, Ama Başkası da!

    Kullanım koşulları size oluşturduğunuz içerikleri kullanma hakkı tanısa da, bu genellikle münhasır bir hak anlamına gelmez. Somut olarak: başka biri aynı araçla, başka bir hesapla tamamen aynı görseli — ya da çok benzerini — oluşturabilir ve sizinle aynı haklara sahip olabilir.

    Yani: görselinizi kullanabilirsiniz, ancak başkası da kullanıyorsa, muhtemelen onu mahkemeye veremezsiniz.

    Neden? Çünkü Yapay Zeka Yazar Olamaz

    Hukukta yalnızca bir insan, bir eserin yazarı olarak tanınabilir. Yapay zeka, bir araç olarak tüzel kişiliğe sahip değildir. Bu nedenle telif haklarına sahip olamaz ve bu hakları kimseye devredemez.

    Bu ilke bir boşluk yaratır: eğer eser bir yapay zeka tarafından üretildiyse, hukuki anlamda bir yazarı yoktur — ve dolayısıyla klasik telif hukuku korumasından yararlanamaz.

    Yine de Eseriniz Üzerinde Hak Talep Edebilir misiniz?

    Bir yol var, ancak çaba ve titizlik gerektiriyor.

    Fikir şu: yapay zekanın ürettiği ham taslaktan yola çıkarak onu önemli ölçüde yeniden işlerseniz — nihai eser gerçek bir insani yaratıcı katkıyı yansıtacak düzeyde — telif hakkı talep etme ihtimaliniz doğabilir.

    Yapay zeka bu durumda Photoshop veya fotoğraf makinesi gibi bir araç haline gelir. Teknolojinin yardımıyla yaratan yine sizsiniz.

    Ancak dikkat: “yeterli çalışma” kavramı hâlâ belirsiz. İçtihat hukuku tarafından henüz net bir eşik belirlenmemiş. Bilinmezlerle dolu bir alanda ilerliyoruz.

    Pratik Tavsiye: Her Şeyi Belgeleyin!

    Haklarınızı bir gün savunabilmek istiyorsanız şunları yapmalısınız:

    • İlk prompt’u ve yapay zekanın ürettiği ham görseli kaydedin
    • Yeniden işleme sürecinin her adımını belgeleyin (ekran görüntüleri, ara dosyalar, sürüm geçmişi)
    • Nihai eserin önemli ölçüde insani yaratıcı katkı içerdiğini kanıtlayabilecek durumda olun

    Bu kanıt unsurları, eserinizin kopyalanması veya itirazla karşılaşması durumunda belirleyici olabilir.

    Koruma Düzeyini Kullanım Amacınıza Göre Belirleyin

    Her şey görseli ne için kullandığınıza bağlıdır.

    Bir sunum ya da dahili belgeyi süslemek için mi? Midjourney’den doğrudan üretilen, kapsamlı bir yeniden işleme yapılmamış bir görsel fazlasıyla yeterlidir. Risk düşük, konu sınırlı.

    Bir reklam kampanyası, logo veya slogan için mi? Burada finansal ve itibar riski çok daha yüksektir. Çok daha ileri gitmeniz gerekir: kapsamlı değişiklikler, titiz belgeleme ve konumunuzu güvence altına almak için tercihen bir hukuki görüş.

    Sonuç Olarak

    Yapay zeka tarafından üretilen görsel, bir fotoğraf makinesiyle çekilen fotoğrafa biraz benzer: araç, sizi otomatik olarak yazar yapmaz. Önemli olan, esere yatırdığınız insani yaratıcılığın payı — ve bunu kanıtlama kapasiteniz.

    Hukuk bu konuda henüz her şeyi netleştirmedi. Somut davalar çoğalmaya başladı, mahkemeler görüş bildirmeye başladı, ancak hâlâ bir belirsizlik dönemindeyiz. Kurallar netleşene kadar ihtiyatlı olmak şart: yapay zekayı bir yaratım aracı olarak kullanın, yeniden işleyin, belgeleyin ve gerçekten korumanız gereken şeye göre dikkat düzeyinizi ayarlayın.

  • İdarenin Sanatla İmtihanı: Hangi Sanat?

    İdarenin Sanatla İmtihanı: Hangi Sanat?1

    Giriş

    Devletin sanatın sunucusu ve/veya destekleyicisi olması, Antik Çağlardan beri mevcut olan tarihsel bir olgudur. Devlet-sanat ilişkisinin mevcudiyeti ve şekli, farklı ülkelerde ve dönemlerde devletlerin sahip olduğu ideoloji ve/veya ekonomik anlayış çerçevesinde biçimlenmiştir. Günümüzde sosyal devlet -özellikle sosyal adalet ilkesi–çerçevesinde devletin sanatı erişilebilir kılmak için faaliyet yürütmesini savunmak mümkün ve hatta gereklidir. 

    Sanata erişilebilirliğin sağlanması, ilk olarak yasamanın bunu bir kanuni yükümlülük öngörmesi ve bütçe ayırması ile başlar; bu yükümlülüklerin hayata geçirilmesi ise idare hukukunun alanına girer. Günümüzde sanatın erişilebilir kılınması için idarenin temel olarak iki faaliyeti yürüttüğünü görüyoruz: sanat kamu hizmeti (ör. devlet tiyatroları) ve özendirme ve destekleme faaliyeti (ör. sinema teşvikleri) 

    Bu faaliyetler, devlet ve sanatın yakın ilişkide olmasının ortaya çıkardığı dışsallıklar (ör. sanatın propaganda aracı olarak kullanılması ya da vergi verenleri rahatsız eden sanatın desteklenmesi) göz önünde tutulduğunda “hangi sanat?” sorusunu doğurur. Bu doğrultuda idarenin sanat sunarken veya sanatı desteklerken takdir yetkisini ne yönde kullanacağı hukuki bir soru olarak karşımıza çıkar. 

    Bu, yalnızca teorik bir tartışma değildir. Kamu tüzel kişiliğini haiz TRT tarafından gösterilen bazı dizilerin (dizi yayıncılığının kamu hizmeti niteliği taşıyıp taşımadığı tartışması bir kenara) propaganda aracı olduğu eleştirisi veya Kurak Günler filmine verilen desteğin geri alınmasının sansür olarak nitelendirilmesi, bu konunun gerek sanata erişim sağlamak isteyen bireyler gerekse sanatçılar bakımından güncelliğini ve önemini gösterir. Bu, Türkiye’ye özgü değildir. Amerika Birleşik Devletleri’nde “kültür savaşları” olarak adlandırılan dönemde, kamu kaynağı ile desteklenen ve dini değerleri sarstığı iddia edilen eserler büyük tartışmalara yol açmıştır. 2

    Tarihte yöneticilerin “doğru” sanatı tanımlamaya çalıştığı veya istedikleri kişiye destek verdiği görülmüşse de modern demokrasilerde devlet özel tüketici gibi hareket edemez.3 Bu da idarenin sunulacak veya desteklenecek sanatı belirlerken haiz olduğu takdir yetkisini ve sınırlarını sorgulamayı gerektirir. Bu yazı, mevzu hukuk bakımından bir değerlendirme yapmayı değil idarenin sunması/desteklemesi gereken sanata ilişkin temel esasları ve tartışma alanlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4

    İdarenin Takdir Yetkisi mi Keyfiyet mi?

    İdarenin faaliyetlerini eksiksiz biçimce yerine getirebilmesi ve kamu yararının sağlanabilmesi için belirli bir hareket serbestisine -takdir yetkisine- sahip olması gerekir.5 Bununla birlikte bu yetki sınırsız değildir; keyfiliğin önlenmesi ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması esastır.6 Bu yetkinin nasıl kullanılacağı sanat faaliyetinin vergiler ile yürütüldüğü düşünüldüğünde, kamu kaynağının doğru kullanımı bakımından da önem taşır. 7

    Halide Edip Adıvar’ın da uyardığı gibi, devletin sanat üzerindeki tekeli, sanatı “fabrikadan çıkmış seri halinde çanak ve çömleğe” dönüştürme riski taşır. Bununla birlikte sanat kavramının tanımsızlığı, bu yetkinin denetimini güçleştirir. Hangi sanat sorusuna cevap arayışı yerindelik denetimi yapma riskini barındırır ve Anayasa md. 125/4 uyarınca yargı hiçbir surette yerindelik denetimi yapamaz. 

    Sanat faaliyeti söz konusu olduğunda takdir yetkisi değerlendirmesi iki temel soruyu ortaya çıkarır: (i) görevleri arasında sanat faaliyeti yürütme bulunan idarelerin bu faaliyetleri yürütüp yürütmeyeceği ve (ii) yürütme kararı aldığı sanat faaliyetlerini ne şekilde ve ne kapsamda yürüteceği. Bu blog yazısında ikinci konu değerlendirilmektedir.

    İdare takdir yetkisini Anayasada yer alan ilkelere uygun, eşitlik ilkesini gözeterek, “kamu yararı ve kamu hizmeti gerekleri” doğrultusunda ve gerekçeli olarak kullanmalıdır. 8Takdir yetkisinin kötüye kullanılmasının hukuk devleti ile bağdaşmayacağı unutulmamalıdır.

    Temel İlke: “En İyiyi” “En Fazla Kişiye” Sunmak

    Sanat faaliyeti söz konusu olduğunda idarenin esas alması gereken temel ilke “en iyiyi” “en fazla kişi” için (the best to the most) sunmak olmalıdır.9 Bu yaklaşım sanatın belirli bir elite değil ekonomik veya coğrafi engeller gözetilmeksizin herkese sunulmasını hedefler. 

    Elbette ki bu ilke zor soruları da beraberinde getirir: Sanatta mükemmeliyetin ne demektir? Sanat dalları arasında bir ayrıma gidilebilir mi? Amatör sanat ile profesyonel kurular arasında bir tercih yapılmalı mıdır? Hangi özneye (ör. sanatçıya, sanat kurumuna veya yararlanıcı) destek verilmelidir? Kültür politikasının ne ölçüde merkezileşmelidir? 

    Bu sorular cevaplanması kolay olmayan sorulardır. Nitekim, sunulması ya da desteklenmesi gereken sanatların listelenmesi en azından bir hukuki metnin sınırını aşacaktır. Ancak bu durum temel ilkelerin tartışılmasına engel değildir.

    Kim Neye Göre Karar Verecek: Yetkin Kurullar ve Mozaik Yaklaşım Önerisi

    Burada değerlendirilmesi gereken ilk husus sunulacak/desteklenecek sanata kimin karar vereceğidir. Yetkin kişiler tarafından oluşturulan ve siyasetten bağımsızlık güvencesi verilmiş kurulların bu kararlarda rol oynaması önemlidir. Bu kurulların özerkliği “arm’s lenght” yaklaşımı olarak da ele alınmaktadır.10 Karar vericilerin eseri odağa alması gerekliliği ve siyasetten bağımsızlığı savunulsa da kamuya hesap verme yükümlülüğü olmayan kişilere kamu kaynağı harcama yetkisi verilmesi meşruiyet sorununu gündeme getirmektedir. Bu doğrultuda idarenin bu kararlarda yer alması ya da temel prensipleri belirleyici olarak konumlanması kaçınılmazdır. 

    Sanat faaliyeti söz konusu olduğunda savunulması gereken temel prensip kanımca “mozaik” yaklaşımdır. İdare, sanat dalları arasında bir ayrım gözetmeden ve tek yönlü bir bakış açısı dayatmadan kapsayıcı bir kültür politikasıyla sanat mozaiği oluşturmalıdır. Burada piyasadaki boşlukların gözetilmesi kamu yararının karşılanması bakımından önemlidir. Klasik bale ya da çocuk tiyatroları gibi piyasanın tek başına karşılayamadığı alanlara öncelik verilebilir.11 Sanat mozaiği oluşturulurken yararlanıcının/izleyicinin fikrinin alınması ve katılımcı bir politika izlenmesi de önemlidir. Bunlar yapılırken popülerlik tuzağına düşmemek ve sunulan ve desteklenen sanatın amaçladığı kamu yararını sorgulamaktan vazgeçmek de gereklidir. 

    İdarenin (Anayasal) Sınırları

    Sunulacak ve desteklenecek sanat belirlenirken -gerek bunlara ilişkin düzenlemeler yapılırken gerek birel düzlemde karar verilirken- idarenin sanat aracılığı ile belirli görüşleri aşılama riski ortaya çıkar. Ancak idarenin faaliyetlerini tarafsızlık içerisinde yürütmesi ve ayrımcılık yapmaması gerekir. Nitekim idare, Anayasamız ile de güvence altına alındığı üzere herkese eşit davranma yükümlülüğü altındadır. 

    Buradaki tek anayasal sınır eşitlik ilkesi de değildir. İdarenin faaliyetlerini anayasal yükümlülüklerini gözeterek yürütmesi gerekir. Toplumun bir kesimine (örn. kadınlara) yönelik şiddeti içeren, kötü alışkanlıkları özendirme riski taşıyan veya tek bir inancı dayatan bir sanat eseri sanat özgürlüğü kapsamında korunabilecek olsa da bunu idarenin sunması aynı şekilde korunmayabilir. Nitekim bireylerin maddi varlıklarının korunması, gençlerin kötü alışkanlıklardan korunması ve din ve vicdan özgürlüğü ile laiklik ilkesinin korunması Anayasal olarak devlete yüklenen ödevlerdendir. Burada yer verilen değerlendirmenin idare tarafından sunulan sanat faaliyetine yönelik olduğu ve sanatçıların sanat özgürlüklerini ihlal etmek amacıyla kullanılmaması gerektiğinin de altı özellikle çizilmelidir.

    Değerlendirilmesi gereken bir başka husus idarenin sanat sunar veya desteklerken sanat sunmak isteyenlerin girişim özgürlüklerini sınırlamaması ve sanatçılar veya sanat kurumları arasında haksız rekabet yaratmamasıdır. Rekabetin -kavram olarak olmasa da- Anayasa ile güvence alındığı gözden kaçırılmamalıdır (Bkz. Anayasa md. 167). Devlet destekleri için dile getirilen piyasa aktörleri arasındaki rekabeti bozma ihtimali, sanat söz konusu olduğunda da geçerlidir. İdarenin sanatı tekeline almaması, mozaik yaklaşımı sürdürmesi ve desteğe ihtiyacı olan sanatları göz önünde bulundurarak sanatın demokratikleşmesine katkı sunması gerekir.12 

    Devletin özellikle sanat teşvikleri bakımından dikkat etmesi gereken bir diğer kritik husus sanatın bağımsızlığıdır. Özendirme ve destekleme faaliyeti -yani kamu kaynağının özel kişilere menfaat olarak aktarılması- söz konusu olduğunda sıkı bir denetim savunulabilir.13 Bu düşüncelerin arkasında teşviklerin idarenin kolluk faaliyeti gibi özgürlükleri sınırlamadığı varsayımı bulunmaktadır. 

    Kamu kaynağı söz konusu olduğunda idarenin denetimi tabii ki de beklenir ve gerekir. Örneğin idare, teşvik verilen bir filmin çekilip çekilmediğini takip etmelidir. Fakat sanat teşviklerinin bir “havuç” değil, adeta bir “sopa” olarak kullanılması otosansüre yol açabilir veya sanat özgürlüğüne müdahale anlamına gelebilir. Bu da idarenin kolluk faaliyeti ile müdahale edemeyeceği bir sanata teşvikler aracılığı ile müdahale etme riskini barındırır. Bir hukuk devletinde idarenin sanat özgürlüğünü ihlal eder nitelikte teşvik kriterleri koyması veya eserlere müdahalede bulunması söz konusu olmamalıdır. 

    Sonuç

    Unutulmamalıdır ki, sanat idare dahil olmadan da var olacaktır; çünkü sanat devletten bağımsız doğmuştur. Ancak sanatın erişilebilir kılınması ve sosyal adaletin sağlanması için idarenin varlığı kritiktir. Bununla birlikte devletin sanatı sunma ve destekleme gerekliliği, sanatın ne olduğunu belirleme yetkisini devlete vermez. Çünkü devletin sanatın patronu ya da hakemi olduğu bir düzen, demokratik hukuk devleti ile bağdaşmaz.

    1.  Bu yazı “Sanata Erişim Hakkı Kapsamında İdarenin Sanat Faaliyetleri” başlıklı doktora tezimden yola çıkarak hazırlanmıştır.
      ↩︎
    2.  Gregory B. Lewis, Arthur C. Brooks, “A Question of Morality: Artists’ Values and Public Funding for the Arts”, Public Administration Review, C. 65, No: 1, 2005, s. 8.
      ↩︎
    3. Tyler Cowen, Good and Plenty, Princeton, Princeton University Press, 2009, s. 94-95. ↩︎
    4. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu esaslar her bir faaliyet özelinde farklılaşabilir; fakat bu yazı özel olarak bir ayrıma gitmemekte ve temel esasları genel hatlarıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır.  
      ↩︎
    5. Cemil Kaya, İdarenin Takdir Yetkisi ve Yargısal Denetimi, 2. baskı, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2014, s. 13; Kemal Gözler, İdare Hukuku Cilt 1, 3. baskı, Bursa, Ekin, 2019, s. 1067.
      ↩︎
    6. Takdir yetkisi alanında bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal tehlikesi bulunmasına ilişkin bkz.  Bahtiyar Akyılmaz, Murat Sezginer, Cemil Kaya, Türk İdare Hukuku, 14. baskı, Ankara, Savaş Yayınevi, 2021, s 120. 
      ↩︎
    7.  “Edebiyat Söyleşileri”, y.y., (Çevrimiçi) https://edebiyatsoylesileri.com/post/616282102156099584/halide-edip-adıvar-büyük-edebiyatlar-büyük.
      ↩︎
    8. Takdir yetkisinin kötüye kullanılmasının hukuk devleti ile bağdaşmayacağı unutulmamalıdır.
      ↩︎
    9. Menachem Mautner, Human Flourishing, Liberal Theory, and the Arts, 1. baskı, Routledge, 2018, s. 117. 
      ↩︎
    10. Harry Hillman Chartrand, Claire McCaughey, “The Arm’s Length Principle and The Arts: An International Perspective – Past, Present And Future”, Who’s to Pay for the Arts?: The International Search for Models of Arts Support, ed. Milton C. Jr. Cummings, J. Mark Davidson Schuster, New York, ACA Books, 1989, s. 49. 
      ↩︎
    11. Dragan Klaic, Resetting the Stage, Intellect Books, 2013, s. 57. ↩︎
    12. Sanatın demokratikleşmesi için bkz. Craig Alford Masback, “Independence vs. Accountability: Correcting the Structural Defects in the National Endowment for the Arts”, Yale Law and Policy Review, C. 10, No: 1, 1992, s. 202. ↩︎
    13.  Lûtfi Duran, İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982, s. 347.
      ↩︎