Kategori: Aile Hukuku

  • Ziynet Eşyalarının İadesi ve İspat Yükümlülüğü

    Toplumda, kulaktan kulağa yayılan ve neredeyse sarsılmaz bir kanı haline gelmiş bir inanış vardır: “Düğünde kime ne takılırsa takılsın, tüm altınlar ve ziynet eşyaları kadının hakkıdır, kadının güvencesidir.” Birçok kişi, sadece bir düğün videosuna sahip olmanın veya altınların bir süre kendi kasasında durmasının, boşanma sürecinde bu malların iadesi için mutlak bir garanti sağladığını sanıyor. Fakat hukuki gerçeklik, sanıldığından çok daha karmaşık ve acımasızdır. Çekişmeli bir boşanma davası sürecinde, ziynet alacağı talebiyle yola çıkan bir taraf, mahkemede eksik bir usul işlemi yaptığında, delillerini doğru zamanda sunmadığında veya ispat yükümlülüğünün (HMK m. 190) kimde olduğunu yanlış değerlendirdiğinde, milyarlarca liralık tahsilat süreci tamamen boşa çıkabilir. 

    Yakın zamana kadar mahkemelerin uyguladığı “her şey kadına aittir” kuralı, Yargıtay’ın 2024 yılında verdiği devrim niteliğindeki içtihat değişikliği ile tamamen yıkılmıştır. Artık mahkemeler; takı sandığına atılan altınları, damadın yakasına takılan paraları ve cinsiyete özgü eşyaları tek tek ayırmakta, adeta bir kuyumcu titizliğiyle mülkiyet tespiti yapmaktadır. Üstelik bu süreç, sadece altınların kime ait olduğuyla sınırlı değildir; altınların bozdurulup harcanması, kadının evden ayrılış biçimi, uygulanan fiziksel şiddetin ispatı ve yargılama sırasındaki usuli stratejiler davanın kaderini baştan sona değiştirmektedir. Elinizdeki düğün kasetine güvenerek açtığınız davada, alacağınız gerçekten güvende mi? İşte aile hukuku, boşanma davası, ziynet alacağı, düğün takıları ve mal paylaşımı ekseninde, ispat yükümlülüklerini ve Yargıtay’ın en güncel kararlarını derinlemesine inceleyen, hak kayıplarını önleyecek kapsamlı hukuki rehber. 

    Ziynet Alacağı Nedir? Hukuki Niteliği ve Aile Hukuku Açısından Tanımı: 

    Ziynet; altın, gümüş, pırlanta, yakut gibi değerli madenlerden veya taşlardan yapılmış, insanların (özellikle kadınların) süslenmek amacıyla üzerlerinde taşıdıkları, aynı zamanda ekonomik bir yatırım aracı olarak görülen eşyaların tümüdür. Düğün merasimlerinde takılan çeyrek altınlar, bilezikler, setler, dövizler ve nakit paralar hukuken ziynet alacağı davasının konusunu oluşturur. 

    Mal Paylaşımından Bağımsızlık: 

    Toplumda ve hatta bazen hukuki temsil sürecinde yapılan en büyük hata, ziynet alacağının “mal paylaşımı” davası ile aynı şey olduğunun sanılmasıdır. Ziynet alacağı davası, kaynağını Türk Medeni Kanunu’ndaki mal rejimlerinden değil, doğrudan doğruya “mülkiyet hakkından” (istihkak) alır. Evlilik birliği içinde edinilmiş bir mal (edinilmiş mallara katılma rejimi) değil, kişisel mal statüsündedir. 

    Bağımsız Dava Niteliği ve Usuli Etkileri: 

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 15 Mayıs 2025 tarihli kararı uyarınca; ziynet alacağı davası boşanma davasının bir eklentisi (fer’isi) değildir. Tamamen bağımsız bir davadır. Bu yüzden boşanma davası ile aynı dilekçede açılsa bile ayrı bir harca tabidir. Hatta hüküm kurulduğunda, sırf karşı taraf boşanma kararını istinaf etti diye “katılma yoluyla istinaf” hakkı kullanılarak ziynet kararı üst mahkemeye taşınamaz; ziynet hükmünün ayrıca ve açıkça istinaf edilmesi zorunludur. 

    Zamanaşımı Süresi: 

    Boşanma davasının fer’isi olmadığı için, boşanma davası ile açılmayan ziynet alacağı davaları, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Ziynet eşyalarının “aynen iadesi” talebi mülkiyet hakkına dayandığından zamanaşımına uğramayacağı doktrinde savunulsa da, “bedelinin ödenmesi” yönündeki tazminat talepleri kesinlikle 10 yıllık sürenin tehdidi altındadır.

    İçtihat Değişikliği (2024 Yılı): Takılar Gerçekte Kime Ait? 

    2024 Öncesi Dönem: 

    Uzun yıllar boyunca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (örneğin 2017/3-1040 E., 2020/240 K. sayılı kararı) yerleşik uygulaması şuydu: “İstisnai durumlar dışında, düğünde takılan ziynet eşyaları, paralar ve altınlar kim tarafından takılırsa takılsın veya kime takılırsa takılsın kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malıdır.”. 

    Bu kural, kadını ekonomik olarak koruma güdüsüyle şekillenmiş sosyolojik bir hukuki refleksti. Damada takılan paralar bile, aksi ispatlanmadıkça kadının sayılırdı. 

    Yeni Dönem: Kime Takıldıysa Onun Kuralı (Yargıtay 2. HD. 2024/2402 K.): 

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04 Nisan 2024 tarihli (2023/5704 E., 2024/2402 K.) ilke kararı ile Türk aile hukukunda deprem etkisi yaratan bir değişime imza attı. Mahkeme, değişen ekonomik dinamikleri ve takıların artık sadece kadına değil, yeni kurulan aileye genel bir finansal destek olarak takıldığı gerçeğini göz önüne alarak eski kuraldan döndü. 

    Yeni Hiyerarşi: Eşler arasında takıların paylaşımına dair bir anlaşma varsa, bu uygulanır. Anlaşma yoksa ve ispatlanabilen bir “yerel örf ve adet” varsa (örn. “bizim yöremizde her şey kızındır” veya “erkeğe takılan erkekte kalır”), buna bakılır. 

    Bunlar yoksa genel kural şudur: Ekonomik değer taşıyan her şey, kural olarak kime takıldıysa ona aittir. Damadın yakasına takılan nakit paralar, çeyrek veya tam altınlar artık damadın kişisel malı kabul edilmektedir. 

    Cinsiyete Özgü Takı İstisnası ve Bilirkişi İncelemesi: 

    Yeni kuralın en hayati istisnası takının niteliğidir. Eğer bir takı, yapısı gereği sadece bir cinsiyete özgü ise (örneğin kadına özgü burma bilezik, pırlanta set veya erkeğe özgü altın saat), bu takı kime takılırsa takılsın, o cinsiyetteki eşe verilmiş sayılır. 

    Yani damadın koluna takılan bir “kadın bileziği”, hukuken damada ait olamaz; bu yine kadının kişisel malıdır. Mahkemeler, takının hangi cinse özgü olduğunu tespit edebilmek için mutlaka kuyumcu bilirkişilerden teknik rapor almak zorundadır. 

    Takı Sandığı (Kese/Torba) Çıkmazı: 

    Düğünlerde takıların doğrudan kişilerin üzerine değil de ortak bir takı sandığına veya keseye atılması durumunda ne olacaktır? 

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 31.08.2024 tarihli içtihadı bu durumu netleştirmiştir. Sandığa konulan eşyalardan “cinsiyete özgü” olanlar (kadın kolyesi vs.) yine o cinsiyete ait sayılır. 

    Ancak sandığa atılan ve her iki cinse de hitap edebilen gram altın, çeyrek altın, döviz ve nakit paralar, tarafların ortak mülkiyetinde (yarı yarıya) kabul edilmektedir. Bu durum, davacı vekillerinin düğün videolarını saniye saniye izleyerek takıların nereye atıldığını tablo halinde ispatlamasını zorunlu kılmıştır. 

    İspat Yükümlülüğü: Altınlar Kimde Kaldı? (HMK m. 190 ve Karine Kuralları): 

    Genel İspat Kuralı: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190/1. maddesi uyarınca ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. 

    Hayatın Olağan Akışı Karinesi: 

    Ziynet eşyaları yapıları gereği ufak, kolayca taşınabilen ve saklanabilen (mutad) eşyalardır. Hukukun kabul ettiği olağan durum; evden ayrılan, evi terk eden kadının, kendi kişisel eşyası olan ziynetleri de yanında götürdüğü yönündedir. 

    Kadının İspat Yükü: 

    Bu karine ışığında, kendi rızasıyla evden ayrılan bir kadının, “altınlarım evde kaldı”, “kocam elimden zorla aldı” veya “kasada kilitliydi, anahtarı ondaydı” şeklindeki iddiaları olağan dışı kabul edilir. Bu olağan dışı durumu ileri süren kadın eş, iddiasını şüpheye yer bırakmayacak delillerle ispatlamakla yükümlüdür. Aksi takdirde dava doğrudan reddedilir. 

    Karinenin Çürüdüğü İstisnai Haller: Şiddet ve Evden Kovulma Durumu: 

    İspat Yükünün Yer Değiştirmesi: Her hukuki karine mutlak değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve 3. Hukuk Dairesi’nin (örn. 2019/5672 K.) yerleşik içtihatlarına göre, kadının evden ayrılış biçimi, ispat yükünü tamamen tersine çevirebilir. 

    Fiziksel Şiddet ve Kovulma: Kadın evden fiziksel şiddet görerek, darp edilerek kaçmak zorunda kalmışsa veya kapı dışarı edilerek evden kovulmuşsa, “ziynetlerini yanında götürdü” karinesi çöker. Üzerinde pijamalarıyla, can havliyle karakola veya hastaneye sığınan bir kadının, yatak odasındaki kasayı açıp altınlarını yanına alarak kaçtığını düşünmek mantık kurallarına aykırıdır. 

    Bu Durumun İspatı: Davacı kadın, evden bu şekilde ayrıldığını darp raporları, savcılık uzaklaştırma kararları (6284 sayılı Kanun), polis tutanakları veya tanık beyanları ile ispatlarsa, ispat yükü artık erkeğe geçer. Yargıtay HGK’nın 2017/3- 1055 sayılı kararında vurgulandığı üzere, kadının altınların zorla alındığını tanık beyanlarıyla bile ispatlaması mümkündür. Bu aşamadan sonra erkek tarafı, “şiddet görse bile altınlarını rızasıyla yanına alıp gitti” argümanını somut olarak ispatlamak zorundadır ki bu hayatın olağan akışında son derece güçtür. 

    Düğün Takılarının Bozdurulup Harcanması: Ev, Araba, Tedavi Masrafları ve İade Yükümlülüğü: 

    Sıkça Karşılaşılan Savunma: Boşanma davalarında kocalardan en sık duyulan savunma şudur: “Altınları ben zorla almadım, kendi rızasıyla verdi. Bozdurduk, düğün salonunun borcunu kapattık, araba peşinatı yaptık, evin kredisine yatırdık, tüp bebek tedavisine harcadık.”. 

    “İade Edilmemek Üzere Bağışlama” Şartı: Bu savunma, hukuken erkeği kurtarmaz; tam aksine iade yükümlülüğünü kabul etmiş sayılmasına yol açabilir. Yargıtay içtihatları son derece nettir: Ziynet eşyalarını ortak ihtiyaçlar veya kendi işleri için bozduran koca, rızasıyla alınmış olsa dahi, bu eşyaları karısına iade etmekle yükümlüdür. 

    Erkeğin İspat Yükü: Erkek eşin bu borçtan kurtulabilmesinin tek bir yolu vardır: Ziynetlerin, “bir daha geri verilmemek kaydıyla (iade şartı olmaksızın, hibe/bağışlama kastıyla)” kendisine verildiğini ispatlamak zorundadır. 

    Rıza Başkadır, Bağışlama Başkadır: Kadının altınları kendi elleriyle kuyumcuya gidip bozdurması, hatta parayı bankaya kendi yatırması bile tek başına “bağışlama” anlamına gelmez. Hukuk, evlilik birliğinin devam edeceği inancıyla hareket eden kadının, kocasının zor durumunu çözmek için altınlarını “ödünç” verdiğini kabul eder. 

    Yargıtay Kararları: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2016/11288 K. sayılı kararında araç alımı için, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2018/13037 K. sayılı kararında ise tüp bebek tedavisi için bozdurulan altınların, hibe edildiği kesin olarak ispatlanmadıkça kadına iade edilmesi gerektiğine hükmedilmiştir. 

    Ziynet Davalarında Dava Stratejisi ve Hüküm Şartları (HMK m. 297):

    Seçimlik Haklar ve Terditli Talep: 

    Ziynet davası açarken davacının üç seçimlik hakkı vardır: Mümkünse altınların aynen iadesini isteyebilir, aynen iade mümkün değilse bedelinin ödenmesini isteyebilir veya doğrudan bedel isteyebilir. 

    Uygulamada genellikle terditli talep tercih edilir: “Önce aynen iade, olmazsa bedelinin ödenmesi.” Ancak Yargıtay 2. HD’nin 24 Aralık 2024 tarihli (2024/10392 K.) kararında görüldüğü üzere; yargılama sırasında verilen bir dilekçeyle “ben artık bedel istemiyorum, sadece aynen iade istiyorum” denilirse, mahkeme taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26) gereği sadece aynen iadeye hükmeder. Altınlar ortada yoksa bedele hükmedemez ve bu stratejik bir faciaya dönüşebilir.

    HMK 297’ye Aykırılık ve İnfaz Çıkmazı: 

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18 Haziran 2025 tarihli (2025/370 K.) kararında altı şiddetle çizilen bir usul kuralı vardır: Mahkemeler “Altınların aynen iadesine, olmadığı takdirde toplam 210.000 TL bedelin tahsiline” şeklinde kestirme ve genel bir hüküm kuramaz. 

    Hükümde, aynen iadesine karar verilen her bir altının (örn: 6 adet 22 ayar 12 gram Adana burması) cinsi, niteliği, gramajı ve her birinin ayrı ayrı dava tarihindeki bedeli şüpheye yer bırakmayacak şekilde tek tek yazılmak zorundadır. Eğer tek tek yazılmazsa, kararın infaz kabiliyeti (icra dairesinde uygulanabilirliği) olmaz ve Yargıtay bu kararı HMK m. 297/2’ye aykırılıktan usulden bozar. 

    Güncel Yargıtay İçtihatları Işığında Kritik Usul Kuralları: 

    Kısmi Islah ile Yeni Talep Eklenmesi (İçtihat Değişikliği): 

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19 Haziran 2025 tarihli (2025/6212 K.) kararı usul hukukunda önemli bir nefes alma alanı yaratmıştır. Eskiden, dava dilekçesinde hiç yazılmamış bir altın türü, sonradan ıslah dilekçesiyle davaya eklenemezdi. Daire eski görüşünden dönerek; kısmi ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde başlangıçta yer almayan tamamen yeni bir talebin (örn: dava dilekçesinde unutulan 5 adet tam altının) davaya eklenebileceğini, bunun için ek dava açmaya gerek olmadığını hükme bağlamıştır. Ancak ıslah hakkı sadece bir kez kullanılabilir. 

    Islah ile Kademeli Talep Yasağı: 

    Yargıtay 2. HD’nin 14 Mart 2024 tarihli kararına (2024/1766 K.) göre; dava dilekçesinde sadece altınların “bedelini” talep eden taraf, sonradan ıslah dilekçesi vererek “önce aynen iade, olmazsa bedel” şeklinde kademeli bir talebe dönüş yapamaz. Islah, baştan kurulan dava mimarisini bu derece esastan değiştiremez. 

    Geç Sunulan Düğün Fotoğrafları (HMK m. 145): 

    Yargıtay 2. HD’nin 16 Aralık 2024 tarihli (2024/10022 K.) kararı, adaletin katı sürelere kurban edilmesini önlemiştir. Davacı kadın, kesin süre geçtikten sonra düğün fotoğraflarını dosyaya sunmuşsa ve mahkeme bunu “süre geçti” diyerek reddetmişse, bu bir bozma nedenidir. Yargıtay’a göre, eğer bu gecikme kasten davayı uzatma amacı taşımıyorsa, hukuki dinlenilme hakkı ve maddi gerçeğe ulaşma ilkesi gereği fotoğraflar geç sunulsa dahi incelenmek zorundadır. 

    Feragat Beyanındaki Ölümcül Tehlike:

    Eşler barışma ihtimaliyle davalarından feragat edebilmektedir. Yargıtay 2. HD’nin 01 Temmuz 2025 tarihli (2025/6765 K.) kararına göre; genel ifadelerle “boşanma ve ziynet davasından feragat ediyorum” demek, ziynet alacağı için “kesin hüküm” engeli yaratmayabilir. Maddi haktan feragat edildiğine dair “açıkça, kayıtsız ve şartsız” bir beyan yoksa, davacı sonradan tekrar ziynet davası açabilir. Davalı erkekler için bu, “kurtuldum” sanılan bir davanın yıllar sonra tekrar karşılarına çıkması demektir. 

  • Anlaşmalı Boşanma Protokolü: Geçerli Bir Anlaşmanın Olmazsa  Olmazları  

    Anlaşmalı boşanma, eşlerin boşanmanın hem kendisi hem de sonuçları üzerinde uzlaştığı, hızlı  ve daha az yıpratıcı bir yoldur. Ancak bu yolun temelinde tek bir koşul yatar: her şeyin  protokolde açık, eksiksiz ve tutarlı biçimde düzenlenmiş olması. Eksik ya da çelişkili bir  protokol, davanın çekişmeli boşanmaya dönüşmesine veya boşanma kesinleştikten sonra telafisi  güç hak kayıplarına yol açabilir. Bu yazıda, geçerli bir anlaşmalı boşanma protokolünde mutlaka  bulunması gereken unsurlar ele alınmaktadır. 

    Anlaşmalı Boşanmanın Yasal Şartları  

    Türk Medeni Kanunu m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanmanın geçerli olabilmesi için birkaç  koşulun bir arada bulunması gerekir. İlk olarak, evlilik en az bir yıl sürmüş olmalıdır. İkinci  olarak, eşler ya birlikte mahkemeye başvurmalı ya da bir eşin açtığı boşanma davasını diğer eş kabul etmelidir. Üçüncü olarak, hâkim tarafları bizzat dinleyerek iradelerini serbestçe  açıkladıklarına kanaat getirmelidir. Son olarak hâkim, tarafların ve varsa çocukların  menfaatlerini göz önünde bulundurarak boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumuna  ilişkin düzenlemeyi uygun bulmalıdır. Hâkim gerekli gördüğü değişiklikleri isteyebilir; bu  değişiklikler taraflarca kabul edildiğinde boşanmaya karar verir. 

    Protokolde Bulunması Gereken Unsurlar  

    Protokol, tarafların boşanmanın tüm sonuçları üzerinde anlaştığını gösteren ve mahkemece  onaylanacak olan belgedir. Düzenlenmesi gereken konular, mali konular ile çocuklara ilişkin  konular olmak üzere iki başlıkta toplanabilir. 

    Mali Konular  

    Mali konular kapsamında, mal rejiminin tasfiyesi ya da mal paylaşımının nasıl yapılacağı;  yoksulluk nafakası talep edilip edilmediği, talep ediliyorsa miktarı; maddi ve manevi tazminata ilişkin tarafların iradesi ve düğünde takılan ziynet eşyaları ile ev eşyalarının paylaşımı açıkça  düzenlenmelidir. Tarafların bu konularda karşılıklı feragat ediyor olması da protokolde net  biçimde ifade edilmelidir.  

    Çocuklara İlişkin Konular  

    Müşterek çocuk bulunması hâlinde protokolde velayetin hangi eşe verileceği, velayet kendisine  verilmeyen eş ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişkinin kapsamı (görüş gün ve saatleri,  yarıyıl tatili, yaz tatili ve bayram düzeni) ve iştirak nafakasının miktarı ile her yıl ne oranda  artırılacağı belirtilmelidir. Bu düzenlemelerin somut ve uygulanabilir olması, ileride doğabilecek  uyuşmazlıkları önler.  

    Hâkimin Denetimi ve Müdahale Alanları  

    Hâkim, tarafların mali konulardaki iradelerine kural olarak müdahale etmez. Buna karşılık  velayet ve iştirak nafakası gibi çocuğun üstün yararını ilgilendiren konularda resen inceleme  yapar. Çocuğun menfaatine aykırı bulduğu düzenlemeleri onaylamaz ve gerektiğinde değişiklik  talep eder. Bu nedenle çocuğa ilişkin hükümlerin yalnızca tarafların değil, çocuğun da yararını  gözetecek biçimde hazırlanması önem taşır. 

    Anlaşmalı Boşanma Süreci ve Kesinleşmesi  

    Anlaşmalı boşanmada süreç, boşanma dilekçesi ile imzalı protokolün mahkemeye sunulmasıyla  başlar. Hâkim, tarafları aynı duruşmada bizzat dinleyerek iradelerinin özgürce açıklandığını ve  protokolün uygun olduğunu tespit ederse boşanmaya karar verir. Bu nedenle anlaşmalı boşanma  çoğu zaman tek duruşmada sonuçlanır. Kararın gerekçesinin yazılmasının ardından, taraflar  kanun yoluna başvurmaktan feragat ederse karar daha kısa sürede kesinleşir; aksi hâlde istinaf  süresinin dolmasıyla kesinleşir. Boşanma, ancak karar kesinleşip nüfus kütüğüne tescil  edildiğinde hukuken tamamlanmış olur. 

    Sık Yapılan Hatalar 

    Uygulamada en sık karşılaşılan hata, internetten edinilen hazır şablonların somut duruma  uyarlanmadan kullanılmasıdır. Bunun yanında mal paylaşımının belirsiz bırakılması,  gayrimenkul, araç veya banka hesaplarının protokolde atlanması; ziynet eşyasının hiç  düzenlenmemesi; iştirak nafakasında artış oranının belirtilmemesi ve kişisel ilişki düzeninin  muğlak bırakılması sık görülen eksikliklerdir. Özellikle kritik bir nokta şudur: boşanmanın  kesinleşmesiyle birlikte, protokolde düzenlenmeyen ve yargılama sırasında istenmeyen  yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat talepleri kural olarak sonradan ileri sürülemez.  Bu nedenle hakların protokolde açıkça talep edilmesi ya da bunlardan feragat edildiğinin bilinçli  biçimde kayda geçirilmesi gerekir. 

    Protokolün Bağlayıcılığı ve Sonradan Değişiklik  

    Onaylanan protokol, kural olarak tarafları bağlar. Bununla birlikte mali konular ile çocuğa ilişkin  konular bakımından protokolün sonradan değiştirilebilirliği farklıdır. Mal paylaşımı ve tazminat  gibi mali hükümler, boşanma kesinleştikten sonra kural olarak yeniden ele alınamaz. Buna  karşılık velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası, çocuğun üstün yararına ilişkin olduğundan  değişen koşullara göre yeniden dava konusu yapılabilir. Aynı şekilde yoksulluk nafakası da Türk  Medeni Kanunu m. 176 uyarınca, tarafların mali durumlarının değişmesi hâlinde artırılması,  azaltılması veya kaldırılması talebiyle dava edilebilir. 

    Sonuç  

    Anlaşmalı boşanma, doğru hazırlandığında tarafların en hızlı ve en az yıpratıcı şekilde sonuca  ulaşmasını sağlar. Ancak protokolün hâkimce uygun bulunmaması veya taraflardan birinin  duruşmada iradesinden dönmesi hâlinde dava çekişmeli boşanmaya döner ve uzar. Protokolün  eksiksiz, tutarlı ve somut olaya uygun biçimde hazırlanması, hem sürecin hızlı tamamlanması  hem de hak kayıplarının önlenmesi bakımından belirleyicidir. Bu nedenle protokolün bir avukat  eşliğinde hazırlanması önerilir. 

    Kaynakça  

    1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (özellikle m. 166/3). 

    2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin konuya ilişkin yerleşik içtihatları.

  • Nasıl Evlat Edinilir?

    Evlat edinme, bir kişinin veya evli bir çiftin aralarında kan bağı bulunmayan bir küçüğün veya erişkin bireyin bakımı ve eğitimi gibi sorumluluklarını üstlenip hukuk kuralları aracılığıyla evlat edinilen birey ile soybağı kurmasıdır. Evlat edinen kişilere ait haklar ve yükümlülükler evlat edinilene geçer. Evlat edinilen bireyler ailenin mirasçısı olur.

    Evli çiftler, evlat edinilen ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına anne ve baba olarak adlarını yazdırır. Evlat edilenin geldiği aile kütüğü ile evlat edinenin aile kütüğü arasında bağ kurulur. Evlatlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı iki nüfus kütüğüne de işlenir.

    Evlat edinme ile ilgili kayıtlar ise gizlidir, sadece mahkeme kararıyla veya evlatlık bireyin rızasıyla açıklanabilir.

    Evlat edinmek için hangi kurumlara başvurmak gerekir? 

    Bir küçüğü evlat edinmek isteyen bireyler yaşadıkları ildeki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne istenilen belgeler ile başvuruda bulunmalılardır. 

    Küçüklerin veya erginlerin ve kısıtlıların evlat edinmesi için aranan koşullar sağlandığında, evlat edinmek isteyen bireyler yaşadıkları yerin Aile Mahkemesine dilekçe ile başvurur. Davalı bölümüne evlat edinmek istenen kişinin adı yazılır. Evlatlık ilişkisi sadece mahkeme kararıyla kurulabilir.

    Kimler evlat edinebilir?

    Evli olmayan çiftler birlikte evlat edinemez, evli olan çiftler ise beraber evlat edinirler. 

    Evli çiftlerin evlat edinebilmesi için ya beş yıldan beri evli olmaları ya da otuz yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Eşlerden biri diğerinin çocuğunu, iki yıldan beri evli olmaları ya da kendisinin otuz yaşını doldurmuş olması koşuluyla evlat edinebilir. Bu şartlar Medeni Kanunu’nun 306. Maddesinde yer almaktadır. 

    Tek başına evlat edinebilir mi?

    Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurması koşuluyla tek başına evlat edinebilir. Evli çiftlerde ise, eğer eşlerden biri otuz yaşını doldurmuş ve diğer eşin sürekli yoksunluğu veya iki yıldan fazla süredir nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararı uyarınca eşlerin iki yıldan fazla süredir ayrı yaşamaları halinde, evlat edinmek isteyen taraf tek başına evlat edinebilir. 

    Küçüklerin evlat edinilmesi

    Küçüklerin evlat edinilmesi aşağıdaki şartlara bağlıdır:

    • Evlat edinmek isteyen bireyler bir yıl süreyle evlat edinmek istenen küçüğe bakmış ve eğitmiş olması gerekmektedir. 
    • Evlat edinmenin küçüğün yararına olması gerekmektedir.
    • Evlat edinilen küçük ile evlat edinen birey arasında en az on sekiz yaş farkı olması gerekmektedir.
    • Küçüğün evlat edinilmek için rızası bulunmalıdır. 
    • Küçüğün anne ve babasının rızası bulunmalıdır. Rızanın, küçüğün veya anne ve babasının ikamet ettiği yer mahkemesinde sözlü veya yazılı açıklanması üzere tutanak kaydı alınır. Eğer anne ve babasının kim olduğu veya nerede oldukları bilinmiyorsa ya da küçüğe karşı sorumluluklarını yeterli seviyede yerine getirmiyorlarsa ve küçük ayırt etme gücüne sahip değilse, anne ve babadan rıza alınması gerekmez. Bu duruma yer mahkemesi küçüğün yerleştirildiği evlat edinme kurumunun istemiyle karar verebilir ya da evlat edinme işlemleri gerçekleştirilirken mahkemece karar verilir. 
    • Küçüğün anne ve babasının rızasının geçerli olması için evlat edinen bireylerin yazılı olarak belirtilmiş olması gerekmemektedir. 
    • Ancak rızanın geçerli olabilmesi için küçüğün doğumundan altı hafta geçmesi gerekmektedir. 

    Yukarıdaki şartlar sağlandığında evlat edinecek bireyler Evlat Edinme Geçici Bakım Sözleşmesi imzalarlar. Küçük, en az bir yıl bakımı ve eğitimi için evlat edinen bireylerin yanına yerleştirilir ve izlenir.

    Bu sırada küçük evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinenler, küçüğe yeni bir ad vermek için mahkemeye talepte bulunabilir. 

    Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi

    Erginlerin evlat edinilmesi aşağıdaki şartlara bağlıdır:

    • Evlat edinen altsoyunun açık muvafakati gerekmektedir.
    • Bedensel veya zihinsel engeli bulunması sebebiyle ergin kişi sürekli yardıma muhtaç ise, evlat edinen birey tarafından beş yılı aşkın süredir bakılması gerekmektedir. 
    • Evlat edinen birey, ergin kişiyi küçük iken beş yılı aşkın sürede bakımını sağlamış ve eğitmiş olması gerekmektedir. 
    • Diğer haklı sebepler mevcut ise, evlat edinilen kişinin beş yılı aşkın süredir evlat edinen bireylerle yaşıyor olması gerekmektedir. 
    • Evlat edinmek istenen ergin kişi evli ise eşinin rızası aranmaktadır. 

    Küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla erginlerin ve kısıtlıların evlat edinmesine uygulanır. Örneğin; evlat edinen ile evlat edinilen arasındaki en az on sekiz yaş farkı kıyas yoluyla ergin bireyler hakkında da uygulanır. 

    Küçüklerden farklı olarak, ergin kişiler isterse evlat edinenin soyadını alabilir. 

  • Evlilik (Mal Rejmi) Sözleşmesi Nedir?

    Evlilik sözleşmesi, çiftlerin evlenmeden önce veya evlilik sırasında mal varlıklarına ilişkin yapabilecekleri sözleşmedir. Evlilik sözleşmesi rızai bir sözleşme olduğu için kimse zorunlu bir hale getiremez. Evlilik sözleşmesi, Türk Medeni Kanunu’nda “mal rejimi” adı altında düzenlenmiştir.


    Evlilik sözleşmesi kanundaki diğer adıyla mal rejimi sözleşmesi Türk Medeni Kanunu’nun 203. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre eşlerin, evlenmeden önce kendilerine ait olan kişisel malları ve miras payları evlenince de kendi malları olarak kalır. Ancak evlendikten sonra edinilen mallara ise eşler ortak olurlar. Evlendikten sonra edinilen mallara eşlerden birinin daha fazla katkı sağlamış olması durumunda, bu durum hesaplanarak kalan kısım eşit olarak paylaştırılır.


    Yasal mal rejimi sözleşmeleri türlere ayrılır. Bunlar; Edinilmiş Mallara Katılma rejimi, Mal Ayrılığı, Paylaşmalı Mal Ayrılığı ya da Mal Ortaklığı rejimleridir.


    1.) Mal ortaklığı, evlilik öncesinde ya da evlendikten sonra alınan tüm mallara evlilik sonrasında eşlerin ortak olarak sahip olmasıdır.


    2.) Mal ayrılığı, eşlerin kendilerine ait olan şahsi mallarının boşanma sonrasında da kişisel olarak korunması durumudur. Mal ayrılığında, eşler, karşı taraftan herhangi bir mal almayacağı gibi kendi malını da paylaşmaz.


    3.) Edinilmiş mallara katılma rejimi, eşler tarafından evlilik sözleşmesine gerek duymadan yapılan mal paylaşımı türüdür. Eşler tarafından evlilik ile ve evlendikten sonra elde edilen malların boşanmanın gerçekleşmesi ile eşler arasında paylaşılmasına dayanan sözleşmelerdir.


    Edinilmiş mallar TMK 219. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bunlar; “Kendi çalışması ve emeği karşılığında kazanmış olduğu mallar, bireysel olarak edinilen mal varlığından elde ettiği kazançlar, çalışabilme yetisini kaybetme sonucu oluşan tazminatlar ve sosyal dayanışma ve yardımlaşmaya ait vakıf, kurum ve kuruluşlardan elde edilen gelirler.” şeklindedir.


    Kişisel mallar ise; eşlerden birinin kişisel kullanımına yarayan malları, evlenmeden önce eşlerden birine ait olan mallar, evlendikten sonra eşe miras kalması veya eşin karşılıksız kazanmış olduğu mallar, eşlerin manevi tazminat alacakları, kişisel mal olarak kanunda sayılmamış olmasına rağmen kişisel mal kabul edilebilen diğer maddi haklar.


    Mal Rejimi (evlilik) sözleşmesi nasıl yapılır?


    Evlilik sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için birtakım koşullar bulunmaktadır;


    Evlilik sözleşmesi yapacak olan eşlerin öncelikle tam ehliyetli olması gerekir. Akıl hastası, kısıtlı, sınırlı ehliyetli kişiler evlilik sözleşmesi yapamaz. Sınırlı ehliyetsizler ancak veli ya da vasisinin onayı ile bu sözleşmeyi yapabilir. Bu sözleşmeyi yapabilmenin bir diğer koşulu noterde yapılması şartıdır. Evlilik sözleşmesinin noterde ve belirli geçerlilik şartlarının dışında yapılması halinde de evlilik sözleşmesi geçersiz hale gelir.


    Şunu da belirtelim ki; TBK’da düzenlenen ve eşlerin yapacağı mal rejimi sözleşmesi yapılırken kanun hükümlerine, kamu düzenine, genel ahlaka ve kişilik haklarına aykırı olan ve konusu imkansız olarak sözleşme yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hükme uymayan evlilik sözleşmeleri de kesin olarak hükümsüzdür.
    Evlilik sözleşmesinin son şartı ise eşlerin imzasının bulunması koşuludur. Eğer ki eşlerden birinin ehliyetsizliğinin bulunması durumu var ise, ehliyetsiz olan kişinin yasal temsilcisi imza atmak zorundadır.

  • Yargıtay Kararları Çerçevesinde Boşanma Davalarında Hukuka Aykırı Yollarla Elde Edilen Delillerin Hukuki Tahlili

    (Eşin Telefonuna Casus Yazılım Yüklenmesi, Gizli Ses Kaydı Alınması)

    Bilindiği üzere, birçok boşanma davasında taraflar iddia ve vakalarını desteklemek adına çeşitli yollara başvurmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nda benimsenen boşanma sebeplerinin ispatındaki zorluklar, hakimin vicdanen kanaat getirmedikçe boşanmaya karar veremiyor olması ve evlilik birliğinin ayakta tutulması amacı doğrultusunda, bu kanaatin oluşması için çoğu zaman yüksek ölçüde bir ispat faaliyetinin gerekiyor olması tarafları yoğun bir ispat aracı bulma çabasına itmektedir.  

    Tarafların iddia ve vakalarını desteklemek için sunmuş olduğu delillerin yargılamada hükme esas teşkil edilebilmesi ve yargılamada kullanabilmesi adına söz konusu delillerin usulüne uygun bir şekilde elde edilmiş olunması ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) yer alan düzenlemelere aykırı olmaması gerekmektedir. 

    Bu konuda, hukukumuzda iki önemli yasal düzenlemeye göz atmakta fayda vardır. Bilindiği üzere; Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrasında “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez” şeklinde hüküm bulunmaktadır. Bununla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 189. maddesinin 2. fıkrasında “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Bu düzenlemede, medeni yargılama hukukunda delillerin yalnızca maddi gerçeği ortaya koymasının yeterli olmadığını, aynı zamanda hukuka uygun yollarla elde edilmesi gerektiğini belirtilmiştir. Ancak, boşanma davalarında kişisel hayatın özel niteliği gereği, bazı durumlarda mahkemeler farklı değerlendirmelerde bulunabilmektedir.

    Yukarıda da belirtildiği üzere, medeni yargılama hukukunda delillerin yalnızca maddi gerçeği ortaya koyması yeterli olmayıp, aynı zamanda hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması gerekmektedir. Türk Hukuku’nda hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin kullanılması şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça yasaklanmış olup,  bu tür deliller mahkemeler tarafından hükme esas alınmayacağı hem mevzuat yönünden.hem de yargıtay kararlarıyla genel kabul görmüştür. 

    Bu yazımızda Gizli Ses Kaydına İlişkin, Özel Dedektif Kullanımı gibi konulara ilişkin yargıtay kararlarına yer verilmiştir.  

    Gizli Ses Kaydına İlişkin Yargıtay Kararları

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/34 E., 2017/6403 K., 29.05.2017 tarihli kararında, 

    “… Mahkemece davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının kabulüne, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının ise reddine karar verilmiştir. Mahkemece davacı-karşı davalı kadın tarafından sunulan ses kaydı kusur belirlemesinde dikkate alınmış ise de, ses kaydının hukuka aykırı olarak elde edilmesi sebebiyle hükme esas alınması mümkün değildir…” şeklinde karar vermiş, 

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/24760 E., 2018/10726 K., 08.10.2018 tarihli kararında

     “… Mahkemece, davalı erkek kusurlu kabul edilerek kadının boşanma davası kabul edilmiş ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı kadın tarafından sunulan ses kayıtlarına ilişkin CD’nin erkeğin ‘özel hayatının gizliliği’ ihlal edilmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiği anlaşılmaktadır. Hukuka aykırı delil, hükme esas alınamaz. Davalı erkeğin boşanmayı gerektirecek başkaca kusurlu bir davranışı ise kanıtlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalının kusuru ispatlanamadığından boşanma davasının reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

    Yargıtay’ın hukuka aykırı olarak elde edilen ses kayıtlarının hükme esas alınamayacağını ve bu kayıtlar haricinde başkaca kusurlu davranış ispatlanamadığında boşanma talebinin reddedilmesi gerektiği vurgulanmıştır. 

    Özel Dedektif Kullanımına İlişkin Yargıtay Kararları

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/1268 E., 2019/3978 K., 03.04.2019 tarihli kararı

    “Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından; kusur belirlemesi ve aleyhine hükmedilen tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, davalı kadına yüklenen sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış fiilinin ispatında kullanılan ve dedektif tarafından çekilen fotoğrafların hukuka aykırı delil niteliğinde olması sebebiyle kusur belirlemesinde esas alınamayacağı, ancak yapılan yargılama ve toplanan diğer delillerden davalıya ait telefon görüşme dökümlerine göre davalı kadının güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunun, ayrıca davacı erkeğin de dedektif tutmak suretiyle kusurlu olduğunun, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı kadının yine de ağır kusurlu bulunduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA.”

    Bu karardan açıkça anlaşılmaktadır ki, özel dedektif vasıtasıyla elde edilen görüntü, kayıt ve raporlar, özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle hukuka aykırı delil niteliğindedir ve mahkeme tarafından dikkate alınamaz. Ancak, mahkeme diğer deliller ışığında davalı kadının yine de ağır kusurlu olduğu sonucuna varmıştır.

    Görüntülerin Casus Yazılımla Elde Edilmesine Dair Yargıtay Kararı

    Yargıtay 2. Hukuk 2016/16760 2018/5112 16.04.2018 tarihli kararında,

    “Mahkemece boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davalı-karşı davacı kadın ağır kusurlu bulunarak her iki tarafın davasının kabulüne karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı erkeğin eşinin telefonuna yüklediği program ile elde edilen görüşme kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında bu delil hukuka aykırı nitelikte olduğundan kusur belirlemesinde dikkate alınamaz ve kadına kusur olarak yüklenemez. Öyleyse, boşanmaya sebep olan olaylarda, mahkemece taraflara yüklenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışların yanında, davacı-karşı davalı erkeğin eşinin telefonuna gizlice program yükleyerek eşinin özel hayatının gizliliğini ihlal ettiği anlaşılmakla, erkeğin kadına göre daha fazla kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu husus nazara alınmadan, kadının ağır kusurlu kabul edilmesi doğru olmamıştır.”

    Silinen Kayıtların Özel Program Vasıtasıyla Geri Getirilmesine Dair Yargıtay Kararı

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/6424 E., 2022/7549 K., 27.09.2022 tarihli kararında

    “ Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı tanıkları, davalı kadına ait telefonda resim ve yazışmalar gördüklerini beyan etseler de davacı erkeğin duruşmadaki “ kadının telefonuna “disk digger” isimli programı kurduğu, telefondaki silinen kayıtları geri getirdiği” beyanı dikkate alındığında erkeğin eşinin telefonuna yüklediği program ile elde edilen görüşme kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, hukuka aykırı bu delil kusur belirlemesinde dikkate alınamaz ve bu delil ile kanıtlanmak istenen vakıa kadına kusur olarak yüklenemez. Diğer yandan davacı erkek tarafından dosyaya sunulan ve davalı kadına ait olduğunu iddia ettiği yazışmaların davalı kadın tarafından kabul edilmediği, davalı tarafından yazıldığı iddiasının soyut kaldığı anlaşılmakla bu yazışmalar da kusur belirlemesinde dikkate alınamaz. Bu durumda, dinlenen tanıkların davacıdan edindikleri duyuma dayalı anlatımları da dikkate alındığında, davalı kadına yüklenen güven sarsıcı davranış vakıasının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. O halde, davacı erkeğin davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir” 

    Ekran Görüntüsüne Dair Yargıtay Kararı 

     Yargıtay 2. Hukuk 2021/478 E., 2021/1604 K., 23.02.2021 tarihli kararında

    “Davacı kadın tarafından, davalı erkeğin telefonundaki SKYPE isimli sesli, görüntülü ve yazılı sohbet ve iletişim uygulaması üzerinden başka kadınlarla yapmış olduğu cinsel içerikli yazışmaların ekran görüntüleri alınmak suretiyle dosyaya sunulan çıktıların erkeğin haberi olmaksızın, onun bilgisi ve rızası dışında sırf delil oluşturmak maksatlı olarak hukuka aykırı bir şekilde elde edildiğinden bahsedilemez. Bu durumda, davacı tarafça usulüne uygun olarak elde edilen ve dosyaya sunulan bu delilin hükme esas alınmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. O halde istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince, davacı kadın tarafından sunulan bu delil de dikkate alınarak hüküm kurulmak ve istinaf incelemesi buna göre yapılarak bir karar verilmek üzere hükmün münhasıran bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”

    SMS Kayıtlarının Hukuka Aykırı Bir Şekilde Elde Edilmesine Dair Yargıtay Kararı

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2021/563 E.,  2021/1768 K., 01.03.2021 tarihli kararında

    “Dosya incelendiğinde; davalı-davacı kadının evden ayrılırken eşyalarını almasına izin verilmediği, bu şekilde cep telefonunu da yanına alamadığı sabittir. Telefonu unuttuğu varsayımında dahi telefondaki mesajların özel hayatın gizliliğini ihlal edecek şekilde kusur belirlemesinde dikkate alınması doğru görülmemiştir. Bu nedenle davalı-davacı kadının cep telefonunda yer alan mesajlar hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil kapsamında olup, kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağından davalı-davacı kadına, eşine “hanzo” diye hitap ettiği, babasının eşine “maloş” diye hitap etmesine ses çıkarmadığı vakıaları kusur olarak yüklenemez.”

      Sosyal Medya Paylaşımlarının Görüntü Kayıtlarının Hukuka Aykırı Bir Şekilde Elde Edilmesine dair  Yargıtay Kararı

    Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/14742 E., 2017/2577 K., 07.03.2017 tarihli kararında 

    “Öncelikle, mahkeme kararında gerekçe olarak dayanılan; davacı nafaka yükümlüsü tarafından ( facebook ve WhatsApp’tan alındığı iddia olunan ) görüntü kayıtlarından ibaret olan delilinin hukuken geçerli ve hükme esas alınabilecek bir delil niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. 01.10.2011’de yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat hakkı” başlığını taşıyan 189/2. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamız.” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delilerin ispat gücü olmayacağı kabul edilmiştir. Böylece Hukuk Yargılamasında da ispat hakkının delillere dair yönünün hukuki çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması, eş söyleyişle yasak delil niteliğinde olmaması esası getirilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re’sen gözönüne alınması ve bu delillerin hukuken meşru yol ve yöntemlerle elde edildiği, delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tesbiti halinde, diğer tarafça bu konuda itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece bu sunulan delillerin caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir. Diğer taraftan, hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada değerlendirilmesi konusunda 01.10.2011 tarihine kadar Medeni Usul Hukukunda açık bir yasa hükmü olmadığı halde, gerek mülga 1412 Sayılı CMUK’nda gerekse de 5271 Sayılı CMK’nda açık düzenleme yapılmıştır. Mülga 1412 Sayılı CMUK’nun 254/2. maddesinde “Koğuşturma makamlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz.” denilmiş, 5271 Sayılı CMK’nun 206/2-a maddesinde “ortaya konulması istenilen delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde reddolunacağı” düzenlendiği gibi Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlandığından ve bu Anayasal kural, her ne kadar, ceza yargısına dair gibi görünse de, tüm yargı çeşitleri, bu arada adlî yargı bütünü içinde yer alan hukuk yargısı bakımından da geçerlilik taşıyan bir düzenleme konumunda olduğu, yargısal uygulamalarda kabul edilmiştir.” 

    Sosyal Medya Paylaşımlarının Ekran Görüntülerine Dair Yargıtay Kararı

    Yargıtay  2. Hukuk Dairesi 2013/19577 E., 2014/1926 K.,  05.02.2014 tarihli kararında 

    “Elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar, diğer delillerle desteklendikleri takdirde “delil” olarak hükme esas alınabilir. Bu veriler tek başına vakıaların ispatına yeterli değildir. Hükme esas alınan elektronik ortamdan elde edilen görüntülerdeki şahısların kocanın yakınları olduğu anlaşılmaktadır. “Facebook” isimli sosyal paylaşım sitesi kullanılarak kocanın, dayısıyla görüşmelerine ilişkin iletişim kayıtlarının da; davacının, sosyal paylaşım sitesinde kendisini “kocanın dayısı” yerine koymak suretiyle “dayısı ile koca” yazışıyormuş görüntüsü verilerek davacı tarafından oluşturulduğu, davacının da bunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde, sosyal paylaşım sitesi üzerinden yapılan görüşme kayıtları da vakıaların ispatında dikkate alınamaz ( HMK md. 189/2 ).

    Dosyada sözü edilen elektronik veriler dışında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizliği kabule elverişli ciddi sebep ve deliller tespit edilememiş, Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde yer alan çekilmezlik ve temelden sarsılma olgusu davada gerçekleşmemiştir. Bu durumda davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”

     Gizli Kamera Kaydına Dair Yargıtay Kararı

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu  2020/2-26 E.,  2022/1434 K.,  02.11.2022 tarihli kararında

    “Bu aşamada “bir delilin hangi durumda hukuka aykırı olarak elde edildiği” noktasının aydınlatılması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ( HMK ) “İspat hakkı” başlığını taşıyan 189. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir. Böylece ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukukî çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması esası getirilmiştir. Uygulamada kişilik haklarının, özel yaşam alanı ve sır alanının ihlâli sonucu elde edilen kayıtların delil olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Burada özenle üzerinde vurgulanması gereken husus; “hukuka aykırı olarak elde edilen delilin değerlendirilmesi konusunda” medeni usul hukukunda da geçerli olan dürüstlük kuralı esas alınarak karar verilmesi ve bu konuda her somut olayda, o olayın özelliğine göre değerlendirme yapılması gerektiğidir. Bu konuda ihlâl edilen kanun hükmü ile ispatlanmak istenen menfaat arasında amaca uygunluk hususu da esas alınmalıdır. Eldeki davada erkek eş tarafından dosyaya sunulan altı adet DVD ve içerisindeki videolar ile belirli aralıklarla alınan ekran görüntülerinin dökümüne ilişkin 17.03.2015 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinde; kadının “ya bak beni çekip durma, beni çekme, sen niye sürekli çekiyorsun senin amacın ne, neden çekiyorsun anlayamıyorum, napacan mahkemede delil olarak mı kullanacan” şeklindeki beyanlarından erkeğin ortak konut içerisinde çekim yaptığının kadın tarafından bilindiği bir başka ifade ile erkeğin bu çekimleri gizli olarak yapmadığı anlaşılmaktadır. Öyle ise dosya içerisinde yar alan CD’nin kadının bilgisi dışında hukuka aykırı yolla elde edildiğinden söz edilemeyeceği tartışmasızdır.” 

    Ses Kayıtlarına Dair Yargıtay Kararları

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/11259 E.,  2023/3786 K.,  05.07.2023 tarihli kararında

    “Somut olay incelendiğinde davacı birleşen dava davalısı erkeğin davalı birleşen dava davacısı eşinde gizli olarak karşılıklı konuştukları esnada ses kayıt cihazının kaydettiği verilerin hukuka aykırı olarak elde edilen delil statüsünde bulunduğundan ve dökümü alınan ses kaydındaki erkek ve kadın sesinin taraflara ait olduğu, hangi ortamda ne şekilde kayda alındığı, ses kaydında oynama yapılıp yapılmadığı gibi hususların kesin olarak tespiti mümkün olmadığından da ses kaydına ilişkin delile mahkemece itibar edilmeyeceğinden tanık beyanlarının görgüye dayalı olmayan, herhangi bir bilgi de ihtiva etmeyen beyanlarının, davanın kabulü için de yeterli olmadığı…” 

    Yargıtay  2. Hukuk Dairesi  2022/1633 E., 2022/3801 K., 19.04.2022 tarihli kararında

    “Mahkemece, dosyaya delil olarak sunulan sosyal medya mesajları esas alınarak, davalı-karşı davacı kadına “bir başka erkeğe yönelik olarak sana hastayım ve avradınım gibi sözler söylediği gerekçesiyle, “sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği” vakıası kusur olarak yüklenilmişse de, erkeğin 2015 yılında, kadının eski IPHONE marka telefonu kendisine verdiği, bu telefonda tesadüfen ses kayıtları tespit ettiği, kadının ise söz konusu ses kaydının kendisine ait olmadığını belirttiği, kadına ses kayıtlarına yönelik isticvap celsesinin tebliğine rağmen kadının hazır olmadığı, isticvap duruşmasına iştirak etmediği gibi, geçerli mazeret de ileri sürmediği,bu sebeple HMK 171/2. maddesi uyarınca söz konusu görüşmelerin kendisine ait olduğu hususunu ikrar ettiği ve bu suretle TMK’nın 185/3 madde belirtilen eşlerin birbirine sadık kalma yükümlülüğünün ihlal ettiği gerekçesiyle, davacı-karşı davalı kadına kusur yüklenmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece yapılması gereken işlem HMK’nın 189/2-3. maddesi gereğince, dosya içine sunulan flaş belleğin hukuka uygun elde edilip edilmediğinin üzerinde durulması hukuka uygun delil vasfı taşıdığı taktirde, bilirkişi incelemesi yapıldıktan sonra hüküm kurulması gerekirken bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.” 

    Yargıtay  2. Hukuk Dairesi E. 2021/794 K. 2021/2440 K., 22.03.2021 tarihli kararında 

    “Bölge adliye mahkemesi, davacı-davalı erkeğin dosyaya sunduğu ses ve mesaj kayıtlarının hukuka uygun şekilde elde edildiğinin kanıtlanamadığından ve kayıtların hukuka aykırı delil olduğundan bahisle, erkeğin boşanma sebebine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Davalı-davacı kadın erkeğin dosyaya sunduğu kayıtların hukuka aykırı olarak elde edildiğini ispatlayamamıştır. Mesaj kayıtlarının elde edilişi hukuka uygun olduğu gibi, zinanın varlığı dosya kapsamındaki tanık beyanları ve diğer delillerle de sübut bulmuştur. Öyleyse, erkeğin zinaya dayalı boşanma davasının kabulü gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bozulmasını gerektirmiştir.”

     3. Bir Kişiyle Yapılan Mesajlaşmanın Kayıtlarına Dair Yargıtay Kararı

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/1601E., 2019/8698 K., 16.09.2019 tarihli kararında 

    “Davacı-karşı davalı kadın, erkeğin güven sarsıcı davranışları vakıasına ilk kez davalı-karşı davacı erkeğin karşı dava dilekçesine verdiği cevap dilekçesinde dayanmış ve erkeğin davacı-karşı davalı kadının arkadaşına sosyal medyadan mesajlar gönderdiğini belirtmiştir. Davalı-karşı davacı erkeğe kusur olarak yüklenen güven sarsıcı davranışa konu olan mesaj kayıtları davacı-karşı davalı kadının delil listesi ekinde sunulan ve erkeğin, kadının arkadaşı dışında, başka bir kadınla yaptığı yazışmalardır. Bölge adliye mahkemesi kararında, erkeğin yazışmaları kabul ettiğinden bahisle, erkeğin başvurusunun esastan reddine karar verilmişse de fiili ayrılık döneminde yapıldığı ileri sürülen yazışmaların tarihi belli değildir. Bunun yanında, davalı-karşı davacı erkeğin fiili ayrılık döneminde üçüncü bir kişi ile yaptığı yazışmaların davacı-karşı davalı kadın tarafından ne şekilde elde edildiği belli olmadığından, hukuka aykırı olan bu delile itibar edilerek davalı-karşı davacı erkeğe kusur yüklenmesi yerinde olmamıştır.” 

    Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınmasına dair “İSTİSNA” karar 

    Yukarıda yer verilen kararlardan da görüldüğü üzere, hukuka aykırı bir yöntemle elde edilen delilin hukuken yargılamada kullanılması mümkün olmamakla beraber, 

    Ceza Genel Kurulu’nun 2012/5-1270 Esas, 2013/248 Karar ve 21.05.2013 tarihli kararında 

    “Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan suça ilişkin delil elde etmek amacıyla yapılan kaydın hukuka uygunluğu “bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmaması” ve “yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumların varlığı” şeklinde gelişen iki koşula bağlanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu yorumu; kişilerin mağduru oldukları bir olay ve haksız saldırı nedeniyle delilleri koruma imkanına kavuşmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusu olacaktır.”  şeklinde hüküm vermiştir. 

    Bu kararda, delilin hukuka uygun kabul edilme sebebi “somut olay” özelinde kişinin söz konusu delili bir daha elde edememesi ve yetkili makamlara başvurma imkanı olmaksızın ani gelişen bir durumun varlığıdır. 

    Özetle, Yargıtay tarafından benimsenen görüş, taraflarca getirilen delillerin yargılamada hükme esas teşkil edilebilmesi ve yargılamada kullanabilmesi için delillerin muhakkak suretle hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerekmekte olup, bu yöntemler dışında elde edilen delillerin kullanılabilmesi mümkün değildir.