Kategori: Medeni Usul Hukuku

  • WhatsApp Yazışmaları Mahkemede Delil Olarak Kullanılabilir mi?

    Günümüzde kişiler arasındaki iletişimin önemli bir bölümü WhatsApp ve benzeri dijital mesajlaşma uygulamaları üzerinden gerçekleştirilmektedir. Günlük konuşmaların yanı sıra borç ilişkileri, ticari anlaşmalar, iş ilişkileri, aile içi uyuşmazlıklar ve hatta suç teşkil edebilecek eylemlere ilişkin birçok iletişim de bu platformlar üzerinden gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle uygulamada sıkça karşılaşılan sorulardan biri, WhatsApp yazışmalarının bir dava veya ceza soruşturmasında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağıdır.

    Örneğin bir kişi, kendisine gönderilen tehdit veya hakaret içerikli mesajların ekran görüntüsünü alarak savcılığa sunabilir mi? Bir alacaklı, borçlunun WhatsApp üzerinden yaptığı borç ikrarını mahkemede kullanabilir mi? Eşler arasındaki yazışmalar boşanma davasında delil olarak kabul edilir mi? Ya da bir kişinin rızası olmadan telefonundaki WhatsApp mesajlarına erişilerek elde edilen bilgiler yargılamada kullanılabilir mi?

    Bu soruların tek ve her olay için geçerli bir cevabı bulunmamaktadır. WhatsApp yazışmalarının delil niteliği değerlendirilirken yalnızca mesajın içeriğine değil, mesajın nasıl elde edildiğine, kime ait olduğunun tespit edilip edilemediğine ve içeriğin güvenilirliğine de dikkat edilmesi gerekmektedir.

    1. Dijital Yazışmalar Hukuken Delil Olabilir mi?

    Türk hukukunda dijital ortamda elde edilen verilerin kategorik olarak delil sayılamayacağına ilişkin bir kural bulunmamaktadır. Aksine, günümüz yargılama pratiğinde elektronik postalar, SMS kayıtları, sosyal medya mesajları ve WhatsApp yazışmaları çeşitli uyuşmazlıklarda delil olarak mahkemelerin önüne getirilebilmektedir.

    Ancak bir mesajın dava dosyasına sunulabilmesi ile o mesajın tek başına kesin ispat gücüne sahip olması aynı anlama gelmez.

    Örneğin bir tarafın mahkemeye sunduğu ekran görüntüsünde şu şekilde bir mesaj bulunduğunu varsayalım:

    “Borcu gelecek ay ödeyeceğim.”

    Bu mesaj, borç ilişkisinin varlığı açısından önemli bir delil niteliği taşıyabilir. Ancak karşı taraf, mesajın kendisi tarafından gönderilmediğini, hesabın başkası tarafından kullanıldığını veya ekran görüntüsünün değiştirildiğini ileri sürebilir.

    Bu durumda mahkeme yalnızca ekran görüntüsüne dayanarak değerlendirme yapmak zorunda değildir. Gerekli görülmesi hâlinde telefon incelemesi, bilirkişi incelemesi, dijital verilerin incelenmesi veya diğer delillerin değerlendirilmesi yoluna başvurulabilir.

    Dolayısıyla WhatsApp mesajlarının ispat gücü, her somut olayın özelliklerine göre belirlenmektedir.

    2. En Önemli Konu: Yazışma Hukuka Uygun Şekilde Elde Edilmiş Olmalıdır

    WhatsApp yazışmalarının delil olarak kullanılmasında en önemli meselelerden biri, delilin hukuka uygun şekilde elde edilmesidir.

    Anayasa’nın 38. maddesinde kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da yüklenen suçun hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği belirtilmektedir.

    Bu nedenle bir kişinin özel yazışmalarına hukuka aykırı yollarla erişilerek elde edilen verilerin yargılamada kullanılması ciddi hukuki sorunlar doğurabilir.

    Örneğin bir kişinin telefonunun şifresini gizlice öğrenerek WhatsApp hesabına erişmek, mesajları başka bir cihaza aktarmak veya kişinin rızası olmadan özel yazışmalarını ele geçirmek; olayın özelliklerine göre hem delilin hukuka uygunluğu hem de farklı hukuki ve cezai sorumluluklar bakımından değerlendirilmelidir.

    Anayasa Mahkemesi de özel hayat ve haberleşmenin gizliliği kapsamında dijital iletişimlere yapılan müdahalelerin somut olayın koşullarına göre dikkatle incelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Özellikle işverenin, çalışanın WhatsApp yazışmalarına erişmesi konusunda; çalışanın önceden açık şekilde bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve müdahalenin gerekli ve ölçülü olup olmadığı önem taşımaktadır.

    Bu nedenle “elimde ekran görüntüsü var, istediğim davada kesin delil olarak kullanabilirim” şeklindeki yaklaşım hukuken doğru değildir.

    3. Kişinin Kendi Tarafı Olduğu Yazışmalar

    Uygulamada en sık karşılaşılan durumlardan biri, kişinin bizzat tarafı olduğu bir WhatsApp konuşmasını dava dosyasına sunmasıdır.

    Örneğin A ve B arasında gerçekleşen bir konuşmada A’nın, B tarafından kendisine gönderilen mesajların ekran görüntüsünü alarak mahkemeye sunması mümkündür. Çünkü A, söz konusu iletişimin taraflarından biridir.

    Ancak burada da her mesajın otomatik olarak ve hiçbir inceleme yapılmadan hukuka uygun delil sayılacağı sonucuna varılamaz.

    Mahkeme tarafından;

    • Yazışmanın gerçekten ilgili kişilere ait olup olmadığı,
    • Mesajların değiştirilip değiştirilmediği,
    • Yazışmanın tamamının mı yoksa yalnızca belirli bölümlerinin mi sunulduğu,
    • Mesajların hangi olayla bağlantılı olduğu,
    • Yazışmanın diğer delillerle uyumlu olup olmadığı

    değerlendirilebilir.

    Özellikle yalnızca belirli mesajların seçilerek sunulması, konuşmanın bütünlüğü açısından sorun yaratabilir. Bir mesaj, kendisinden önce veya sonra gönderilen içeriklerle birlikte farklı bir anlam taşıyabilir.

    Bu nedenle dijital yazışmaların değerlendirilmesinde yalnızca tek bir ekran görüntüsüne değil, olayın bütününe bakılması önemlidir.

    4. Ekran Görüntüsü Tek Başına Yeterli midir?

    WhatsApp konuşmalarının ispatı açısından en sık kullanılan yöntem ekran görüntüsü almaktır. Ancak ekran görüntüleri üzerinde teknik olarak değişiklik yapılabilmesi mümkün olduğundan, bu tür belgelerin ispat gücü somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.

    Karşı tarafın ekran görüntüsünü kabul etmesi durumunda ayrıca bir incelemeye ihtiyaç duyulmayabilir. Ancak mesajların inkâr edilmesi hâlinde, yazışmanın gerçekliğinin araştırılması gündeme gelebilir.

    Bu noktada;

    • Mesajların bulunduğu telefon,
    • Uygulama içerisindeki kayıtlar,
    • Yedekleme verileri,
    • Dijital inceleme sonuçları,
    • Bilirkişi raporları,
    • Tanık beyanları ve
    • Diğer yazılı veya elektronik deliller

    birlikte değerlendirilebilir.

    Dolayısıyla ekran görüntüsü, birçok olayda önemli bir başlangıç delili olabilir; ancak her durumda tek başına kesin ve tartışmasız bir ispat aracı olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

    5. WhatsApp Mesajlarının Ceza Davalarında Kullanılması

    Ceza yargılamasında hukuka aykırı delil yasağı özel bir önem taşımaktadır.

    Bir kişinin özel haberleşmesine kanuna aykırı biçimde müdahale edilerek elde edilen verilerin mahkûmiyet hükmüne esas alınması mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi de ceza yargılamasında hukuka aykırı şekilde elde edilen delillere dayanılmasının adil yargılanma hakkı bakımından ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtmektedir.

    Bununla birlikte bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında, kanunda öngörülen usullere uygun şekilde elde edilen dijital veriler delil olarak değerlendirilebilir.

    Örneğin soruşturma kapsamında hukuka uygun bir arama ve el koyma işlemi sonucunda ele geçirilen bir telefondaki dijital verilerin, ilgili usul kurallarına uyulmak suretiyle incelenmesi mümkündür. Ancak bu incelemenin hukuki sınırlar içerisinde gerçekleştirilmesi gerekir.

    Bu nedenle ceza dosyalarında WhatsApp mesajlarının varlığı kadar, mesajlara hangi yöntemle ulaşıldığı da büyük önem taşır.

    6. İş ve Boşanma Davalarında WhatsApp Yazışmaları

    WhatsApp mesajları özellikle iş ve aile hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda sıklıkla gündeme gelmektedir.

    İş hukukunda çalışan ile işveren arasındaki mesajlaşmalar; fazla çalışma, ücret, mobbing, iş sözleşmesinin feshi veya işyerindeki olayların ispatında önem taşıyabilir.

    Ancak işverenin çalışanın özel WhatsApp yazışmalarına sınırsız şekilde erişebileceği kabul edilemez. Anayasa Mahkemesi, işverenin çalışan tarafından kullanılan iletişim araçlarını denetlemesi bakımından önceden bilgilendirme yapılması ve temel haklara yönelik müdahalenin gerekli ve ölçülü olması gerektiğine dikkat çekmiştir.

    Boşanma davalarında ise eşler arasındaki mesajlaşmalar, sadakat yükümlülüğünün ihlali, hakaret, tehdit veya evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan diğer olayların ispatında gündeme gelebilmektedir.

    Ancak eşlerden birinin diğer eşin telefonuna gizlice erişerek elde ettiği tüm yazışmaların otomatik olarak hukuka uygun kabul edileceğini söylemek mümkün değildir. Delilin elde edilme şekli her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

    7. WhatsApp Yazışması Sunulurken Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Bir WhatsApp yazışmasının hukuki bir uyuşmazlıkta delil olarak kullanılmasının düşünülmesi hâlinde, öncelikle delilin elde edilme yöntemi değerlendirilmelidir.

    Bunun yanında mümkün olduğunca;

    • Yazışmanın tamamının korunması,
    • Mesajların tarih ve saat bilgilerinin muhafaza edilmesi,
    • Karşı tarafın telefon numarası ve hesap bilgilerinin görülebilmesi,
    • Orijinal cihazın korunması,
    • Ekran görüntülerinde sonradan değişiklik yapılmaması,
    • Gerekli hâllerde dijital inceleme veya bilirkişi değerlendirmesi talep edilmesi

    ispat açısından önem taşıyabilir.

    Özellikle ciddi hukuki veya cezai sonuçlar doğurabilecek uyuşmazlıklarda, yalnızca ekran görüntüsüne güvenerek hareket etmek yerine dijital verinin bütünlüğünün korunması daha sağlıklı olacaktır.

    Sonuç

    WhatsApp yazışmaları Türk hukukunda kategorik olarak geçersiz veya kullanılamaz deliller değildir. Uygun koşullar altında hukuk ve ceza yargılamalarında önemli bir ispat aracı olarak değerlendirilebilirler.

    Ancak bir WhatsApp mesajının mahkemeye sunulabilmesi, onun otomatik olarak kesin delil kabul edileceği anlamına gelmez.

    Mahkeme tarafından yazışmanın gerçekliği, taraflara aidiyeti, içeriğin bütünlüğü ve diğer delillerle ilişkisi değerlendirilebilir. Bunun yanında, özellikle delilin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması büyük önem taşır.

    Kısacası, “WhatsApp mesajı mahkemede delil olur mu?” sorusunun cevabı somut olayın özelliklerine göre değişmektedir. Mesajın içeriği kadar, mesajın kimden geldiği, gerçek olup olmadığı ve hangi yöntemle elde edildiği de hukuki değerlendirmede belirleyici olabilir.

    Dijital iletişimin hayatın merkezine yerleştiği günümüzde, WhatsApp yazışmaları birçok hukuki uyuşmazlığın önemli bir parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle dijital verilerin delil olarak kullanılması sürecinde hem ispat kurallarının hem de özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğine ilişkin temel hakların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Kaynakça

    1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 20, 22 ve 38.
    2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle hukuka aykırı delillere ilişkin hükümler.
    3. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 206 ve m. 217.
    4. Anayasa Mahkemesi, Samet Ayyıldız, B. No: 2018/34548, 28.12.2021.
    5. Anayasa Mahkemesi, hukuka aykırı delillere ilişkin bireysel başvuru kararları ve ceza yargılamasında hukuka uygun delil ilkesi.
    6. Anayasa Mahkemesi, Alper Erarslan, B. No: 2018/16857, 29.09.2022.
  • Tahkim Anlaşmasının Geçerliliği

    Tahkim Anlaşmasının Geçerliliği

    Giriş 

    1982 Anayasası’nın 6. maddesine göre egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milleti’ne ait olup, bu egemenlik anayasal esaslar çerçevesinde yetkili organlar eliyle kullanılmaktadır. Yargı yetkisi ise bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından yerine getirilmektedir. Devletin yargılama faaliyetini üstlenmesi, toplumsal düzenin korunması ve uyuşmazlıkların adil şekilde çözümlenmesi bakımından egemenliğin önemli bir görünümüdür. 

    Bununla birlikte, küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve ekonomik ilişkilerin yoğunlaşması, kişiler ve kurumlar arasındaki uyuşmazlıkların hem sayısını hem de niteliğini artırmıştır. Modern ticari hayatın hızına karşılık klasik yargı mekanizmalarının çoğu zaman yavaş, masraflı ve uzmanlık gerektiren alanlarda yetersiz kalması, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına duyulan ihtiyacı artırmıştır. 

    Tahkim, mevzuatın izin verdiği alanlarda, tarafların aralarındaki uyuşmazlığın çözümünü devlet mahkemeleri yerine hakem veya hakem kuruluna bırakmalarıdır. Tahkimde verilen kararlar kesin ve bağlayıcıdır. Bu durum, devlet egemenliğinin devri veya sınırlandırılması anlamına gelmez. Çünkü tahkim kurumunun hukuki çerçevesi devlet tarafından belirlenmekte, hakem kararları ise yargısal denetime tabi tutulmaktadır. 

    Özellikle ekonomik gelişmeler, sermaye hareketliliği ve milletlerarası ticari ilişkilerin artması, taraflar arasındaki güven unsurunu daha da önemli hâle getirmiştir. Bu güvenin sağlanmasında, hızlı, etkin ve nispeten düşük maliyetli bir çözüm yolu olarak tahkim önemli bir yer edinmiştir. 

    Türk hukukunda tahkim kurumu başlıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) ve çeşitli milletlerarası sözleşmelerle düzenlenmiştir. Bu çalışma bakımından esas inceleme konusu, HMK m. 407-444 arasında düzenlenen iç tahkim hükümleridir. Buna göre, yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklarda HMK hükümleri uygulanır. 

    Tahkim Sözleşmesinin Hukuki Niteliği 

    Tahkim sözleşmesi, tarafların uyuşmazlığın devlet mahkemeleri yerine hakemler aracılığıyla çözümlenmesi yönündeki irade açıklamasıdır. Bu nedenle tahkim sözleşmesinin hem sözleşmesel hem de yargısal bir yönü bulunmaktadır. 

    Doktrinde tahkim sözleşmesinin hukuki niteliği hakkında dört temel görüş ileri sürülmektedir:

    1. Maddi hukuk sözleşmesi görüşü 

    Bu görüşe göre tahkim sözleşmesi, taraf iradeleriyle kurulan özel hukuk sözleşmesidir. Hakem kararı da sözleşmenin sonucu olarak görülür. Ancak bu görüş, hakem kararının mahkeme kararı gibi kesin hüküm doğurduğunu yeterince açıklayamamaktadır. 

    2. Usul hukuku sözleşmesi görüşü 

    Ağırlıklı kabul gören ve metinde de benimsenen görüş budur. Tahkim, devletin izin verdiği alternatif bir yargılama yoludur. Tahkim sözleşmesinin asıl etkisi, yargılama usulüne ilişkin sonuçlar doğurmasındadır. Hakem heyetinin kurulması, delillerin toplanması, bilirkişi incelemesi, duruşma yapılması ve nihai karar verilmesi gibi tüm süreçler usul hukukuna ilişkin nitelik taşır. 

    Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararı da, tahkim sözleşmesinin baskın görüş doğrultusunda usul hukuku sözleşmesi niteliğinde olduğunu açıkça ifade etmektedir. 

    3. Karma sözleşme görüşü 

    Bu görüşe göre tahkim sözleşmesi hem maddi hukuktan hem de usul hukukundan unsurlar taşır. Dolayısıyla tahkim sözleşmesi, usuli etkiler doğuran maddi hukuk sözleşmesi niteliğindedir. 

    4. Bağımsız sözleşme görüşü 

    Bu anlayış, tahkim sözleşmesini klasik maddi hukuk veya usul hukuku kategorileri içinde değerlendirmemekte; milletlerarası ticaret hayatının ihtiyaçları doğrultusunda gelişen, taraf iradesine dayanan bağımsız ve otonom bir sözleşme olarak görmektedir. 

    HMK Kapsamında Tahkim Sözleşmesi 

    Türk hukukunda iç tahkim ile milletlerarası tahkim arasındaki ayrım, 4686 sayılı MTK’nin yürürlüğe girmesiyle daha belirgin hâle gelmiştir. Daha sonra 6100 sayılı HMK, iç tahkimi ayrıntılı biçimde düzenlemiş ve milletlerarası tahkim ile büyük ölçüde uyum sağlamıştır. 

    HMK m. 412/1 uyarınca tahkim sözleşmesi: 

    Tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamının veya bir kısmının çözümünü hakem veya hakem kuruluna bırakmak hususunda yaptıkları anlaşmadır. 

    Bu tanım, New York Sözleşmesi ve UNCITRAL Model Kanunu ile paralellik göstermektedir.

    Tahkim sözleşmesinin önemli özellikleri şunlardır: 

    ● Uyuşmazlık mutlaka sözleşmeden doğmak zorunda değildir; haksız fiil, sebepsiz zenginleşme gibi sözleşme dışı hukuki ilişkiler de tahkime konu olabilir.

    ● Tahkim sözleşmesi, henüz uyuşmazlık doğmadan önce yapılabileceği gibi, uyuşmazlık doğduktan sonra da yapılabilir. 

    ● Taraflar, uyuşmazlıkların tamamını veya yalnızca belirli bir kısmını tahkime bırakabilirler. 

    ● Tahkim sözleşmesi, ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabileceği gibi, asıl sözleşmeye tahkim şartı olarak da konulabilir. 

    Ayrılabilirlik ilkesi 

    Tahkim hukukunun temel ilkelerinden biri ayrılabilirlik ilkesidir. 

    Bu ilkeye göre, asıl sözleşme geçersiz olsa dahi, tahkim şartı kendiliğinden geçersiz hale gelmez. Çünkü tahkim şartı, asıl sözleşmeden bağımsız bir hukuki işlem niteliği taşır. 

    Asıl sözleşme taraflar arasındaki borç ilişkisini düzenlerken, tahkim sözleşmesi uyuşmazlığın çözüm yolunu düzenler. Amaç ve fonksiyon farklılığı sebebiyle tahkim şartı bağımsız olarak değerlendirilir. 

    Tahkim Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları 

    Tahkim sözleşmesinin kurulmasında genel borçlar hukuku ilkeleri uygulanır. Bunun yanında HMK’de bazı özel şartlar da düzenlenmiştir. 

    1. Ehliyet 

    Tahkim sözleşmesi yapacak kişilerin fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Tam ehliyetsiz kişilerin yaptığı tahkim sözleşmeleri kesin hükümsüzdür. 

    Vekil aracılığıyla tahkim sözleşmesi yapılacaksa, HMK m. 74 gereği açık yetki bulunmalıdır.

    2. Tahkime elverişlilik 

    HMK m. 408 uyarınca: 

    ● Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklara ilişkin uyuşmazlıklar 

    ● Tarafların iradelerine tabi olmayan işler tahkime elverişli değildir.

    Buna karşılık tarafların serbestçe tasarruf edebileceği özel hukuk uyuşmazlıkları tahkime konu olabilir. 

    Örneğin: 

    ● Boşanma 

    ● İflas 

    ● Çekişmesiz yargı işleri 

    ● Kamu düzenine ilişkin bazı uyuşmazlıklar genel olarak tahkime elverişli kabul edilmez. 

    Buna karşılık, fikri mülkiyet hakları gibi ekonomik değeri bulunan bazı özel hukuk uyuşmazlıkları, belli sınırlar içinde tahkime elverişli sayılmaktadır. 

    3. Yazılı şekil 

    HMK m. 412/3 gereğince tahkim sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması bir geçerlilik şartıdır. Yazılılık şu yollarla sağlanabilir: 

    ● Taraflarca imzalanmış belge, 

    ● Mektup, faks, teleks, elektronik iletişim, 

    ● Dava dilekçesinde tahkim sözleşmesinin ileri sürülmesi ve karşı tarafın buna itiraz etmemesi. 

    4. Açık ve kesin tahkim iradesi 

    Tahkim sözleşmesinin geçerli olabilmesi için tarafların tahkim iradesinin açık, kesin ve tereddüde yer vermeyecek biçimde ortaya konulması gerekir. 

    Yargıtay uygulamasında, sözleşmede hem tahkim şartına hem de aynı uyuşmazlık için devlet mahkemelerinin yetkili olduğuna ilişkin hüküm bulunması hâlinde, çoğu kez tahkim iradesinin kesin olmadığı kabul edilmektedir. 

    Örneğin Yargıtay, sözleşmede: 

    ● “Uyuşmazlık tahkim yoluyla çözülecektir” 

    ● Aynı zamanda “İstanbul Mahkemeleri yetkilidir” 

    şeklinde bir düzenleme varsa, tahkim iradesinin açık olmadığı sonucuna varabilmektedir. 

    Doktrinde ise alternatifli düzenlemelerin de geçerli olabileceğini savunan görüşler bulunmaktadır. Ancak Yargıtay’ın yaklaşımı halen daha katıdır.

    Sonuç 

    Tahkim, devlet yargısına alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Günümüzde tahkimin yaygınlaşmasının temel sebepleri; uyuşmazlıkların daha kısa sürede çözülmesi, maliyetin azaltılması ve teknik alanlarda uzman kişiler tarafından karar verilmesidir. 

    Taraflar, tahkime elverişli konularda, uyuşmazlığın çözümünü serbest iradeleriyle hakemlere bırakabilirler. Tahkim yargılamasında uygulanacak hukuk, hakemlerin seçimi, delillerin değerlendirilmesi ve usul kuralları büyük ölçüde taraflarca belirlenebilir. 

    Ancak tahkim sözleşmesinin geçerli olabilmesi için bazı şartların bulunması gerekir. Bunlar başlıca: 

    ● tarafların ehliyeti, 

    ● uyuşmazlığın tahkime elverişli olması, 

    ● yazılı şekil şartı, 

    ● açık ve kesin tahkim iradesinin bulunmasıdır. 

    Sonuç olarak tahkim sözleşmesi, hem usul hukuku hem de özel hukuk bakımından önemli sonuçlar doğuran, taraf iradesine dayalı ve modern ticari hayatın ihtiyaçlarına cevap veren temel bir hukuki kurum niteliğindedir.