Kategori: Yapay Zeka Hukuku

  • İnsansız Sanat: Yapay Zekanın Ürettiği Görseller Eser Sayılır Mı?

    Yapay zekâ teknolojilerinde yaşanan niteliksel dönüşüm, özellikle Stable Diffusion, Midjourney ve DALL-E gibi difüzyon temelli üretici modellerin (generative AI) piksel uzayında görsel kompozisyonlar inşa edebilme kabiliyeti kazanmasıyla birlikte, sanatın ontolojik ve hukuki sınırlarını köklü bir biçimde sarsmıştır. Doğal dil işleme yetenekleriyle donatılan bu sistemler, kullanıcının girdiği metin komutlarını (prompts) karmaşık olasılıksal hesaplamalar ve sinir ağları vasıtasıyla yüksek çözünürlüklü iki boyutlu görsellere dönüştürmektedir. Bu durum, telif hukuku doktrininde “insansız sanat” (unmanned art / autonomous creation) kavramını doğurmuş ve nihai çıktının fikri mülkiyet hukuku kapsamında korunup korunamayacağı sorusunu gündemin merkezine yerleştirmiştir.

    Söz konusu sorunsal karşısında doktrinde üç temel yaklaşım tezahür etmiştir:

    1. Otonom Yaratım Yaklaşımı: Yapay zekâyı insandan bağımsız, kendi kendine öğrenen ve yaratan otonom bir süje olarak kabul ederek algoritmik sürece ya da sistemin kendisine bağımsız bir hak süjesi statüsü tanınmasını (elektronik kişilik) veya hakların yapay zekâya izafe edilmesini savunan yaklaşımdır.

    2.Kamu Malı (Public Domain) Yaklaşımı: Eser korumasının mutlak surette doğrudan insan eliyle icra edilen fiziki veya zihinsel ifadeye bağlı olduğunu, yapay zekâ modellerinin araya girmesiyle nedensellik bağının koptuğunu ve bu sebeple üretilen tüm çıktıların derhal kamu malı statüsüne düşmesi gerektiğini ileri süren katı antropomorfik yaklaşımdır.

    3.Gelişmiş Araç / Enstrümantal Teori (Instrumental Theory): Yapay zekâyı, kullanıcının zihnindeki estetik tasavvuru somutlaştırmaya yarayan, fotoğraf makinesi veya gelişmiş bir yazılım gibi ileri düzey bir icra vasıtası addeden; fikri çabanın ve hususiyetin kaynağını komutları kurgulayan, parametreleri belirleyen ve nihai ürünü seçip yönlendiren kullanıcıda gören yaklaşımdır.

    1.GELİŞMİŞ ARAÇ TEORİSİ (INSTRUMENTAL THEORY): ENSTRÜMAN OLARAK YAPAY ZEKÂ VE YARATICI SEÇİM

      Fikri mülkiyet hukuku tarihi, üretim teknolojilerindeki her sıçramanın ardından sanatsal araçların meşruiyetinin sorgulandığı ve akabinde hukuki evrimin gerçekleştiği süreçlerle doludur. 19. yüzyılda dagerotip ve fotoğraf teknolojisinin icadı, bugünkü üretici yapay zekâ tartışmalarının kusursuz bir tarihsel öncülünü teşkil etmektedir. Dönemin hâkim anlayışı, fotoğraf makinesinin mekanik ve kimyasal bir düzenekten ibaret olduğunu, insan ruhunu veya dehasını yansıtmadığını, dolayısıyla ortaya çıkan görüntünün bir sanat eseri sayılamayacağını savunmuştur.

      Bu direnç, ABD Yüksek Mahkemesi’nin emsal niteliğindeki Burrow-Giles Lithographic Co. v. Sarony (1884) kararıyla aşılmıştır. Mahkeme, fotoğraf makinesinin salt bir araç olduğunu; eseri vücuda getiren asıl unsurun mekanizma değil, fotoğrafçının objeyi konumlandırması, ışık ve gölge dengesini kurması, kostüm ve dekor seçimi, çekim açısı ve o ânı yakalama iradesi olduğunu hükme bağlamıştır. Mahkeme, söz konusu tercihleri “orijinal fikri tasavvurun somut ifadesi” olarak niteleyerek fotoğrafı telif korumasına dahil etmiştir.

      Enstrümantal Teori, aynı metodolojik ve normatif mantığı üretici yapay zekâ sistemlerine teşmil eder:

      • İrade ve Tasavvurun Yokluğu: Yapay zekâ modelleri ne denli karmaşık derin öğrenme mimarilerine ve trilyonlarca parametreye sahip olurlarsa olsunlar, semantik olarak dünyayı anlamlandıramayan, içsel bir yaratım dürtüsü bulunmayan ve istatistiksel olasılık hesapları ile tensör matrisleri üzerinde çalışan matematiksel yapılardır. Yapay zekânın kendi başına bir şey “ifade etme” gayesi yoktur.
      • Fırçadan Algoritmaya Uzanan Süreç: Bir ressamın tuvale fırça ile müdahale etmesi, bir heykeltıraşın keski kullanması veya bir dijital illüstratörün grafik tablet ve Adobe Photoshop algoritmalarından yararlanması ile bir kullanıcının üretici yapay zekâyı yönlendirmesi arasındaki fark mahiyet farkı değil, enstrümanın sağladığı otomasyonun derecesine ilişkin teknik bir farktır.
      • Yaratıcı Kontrol ve Yaratıcı Seçim (Creative Choice): Kullanıcı, metin-görsel (text-to-image) modelleri karşısında edilgen bir izleyici konumunda değildir. Eserin kompozisyonunu, ışıklandırmasını, renk paletini, sanatsal üslubunu, kamera açısını ve felsefi arka planını zihninde kurgulayan ve bu kurguyu semantik kodlara dökerek makineye işleten süjedir. Kullanıcı, yüzlerce varyasyon arasından kendi estetik vizyonuna uyanı seçerek, negatif komutlarla (negative prompts) istenmeyen unsurları ayıklayarak ve algoritmayı ardışık komut dizgeleriyle yönlendirerek “yaratıcı seçim” ve “yaratıcı kontrol” icra etmektedir.

      Nihai görselin şekillenmesindeki fikri nedensellik bağı, algoritmayı tasavvuru doğrultusunda sevk ve idare eden kullanıcının zihinsel emeğine dayanmaktadır; yapay zekâ ise bu zihinsel tasarımı dış dünyaya yansıtan gelişmiş bir araç vazifesi görmektedir.

      2. TÜRK FİKRİ MÜLKİYET HUKUKUNDA ESER SAHİPLİĞİ VE HUSUSİYET UNSURU

      2.1. Eserin Unsurları ve FSEK m. 1/B Anlamında Hususiyet

          5846 sayılı FSEK m. 1/B-(a) bendi uyarınca eser; “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” olarak tanımlanmıştır. Bir ürünün telif korumasından yararlanabilmesi için Kanun kümülatif olarak iki unsur aramaktadır:

          1. Objektif Unsur: Ürünün Kanun’da tahdidi olarak sayılan eser kategorilerinden (ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar, sinema) birine dahil olmasıdır. Yapay zekâ marifetiyle üretilen iki boyutlu statik görsel çıktılar, biçim ve estetik vasıfları itibarıyla FSEK m. 4 bendinde düzenlenen “yağlı ve suluboya tablolar; her türlü resimler, desenler, pasteller, gravürler… grafik eserler” kategorisine şeklen girmektedir.
          2. Sübjektif Unsur (Hususiyet): Ürünün sahibinin hususiyetini yansıtması, yani yaratıcısının kişisel damgasını, özgün üslubunu ve asgari düzeydeki fikri çabasını taşımasıdır.

          Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, hususiyet kavramının kapsam ve sınırlarını Yargıtay 11. HD, E. 2020/8509, K. 2022/3996, T. 24.05.2022 sayılı kararında açıkça şu ilkelerle ortaya koymuştur:

          “5846 sayılı FSEK’e 21.02.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ile eklenen 1/B maddesi uyarınca eser korumasının iki temel koşulu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, ancak kanunda sayılan fikir ve sanat mahsullerinin eser olarak korunabilecek olması, diğeri ise, tüm eserlerin sahiplerinin hususiyetini yansıtması koşuludur. Bu anlamda önemli olan eserin çok üstün vasıflara sahip olması değil özgün ve yaratıcı bir hayal gücünün ürünü olmasıdır… Ancak ortaya çıkan mahsullerde çok yüksek bir yaratıcılık ve hayal gücü de aramamak gerekir. Bu hususta dikkat edilmesi gerekli temel kriter, herkesin aynı eseri ortaya koyamamasıdır. Bir eserdeki ‘sahibinin hususiyetini  yansıtma’,  yani  orijinallik  unsuru,  o eser bir başkası tarafından meydana getirilseydi aynı şekilde ve özellikte yapılmayacak olmasında gizlidir… Bir eserin sahibinin hususiyetini yansıtan bir eser olması, o eserin baştan sona bütün noktalarında, her cümlesinde özgün olması anlamına gelmez. Orijinalliğin eserin bütününde olması şart olmayıp, nispi nitelikte orijinallik de yeterlidir.”

          Yargıtay’ın benimsediği bu içtihadi kriterler uyarınca; bir ürünün eser niteliği kazanabilmesi için sanatsal bir şaheser olması veya üstün bir deha barındırması gerekmemekte;  asgari düzeyde yaratıcı fikri çaba barındırması, nispi orijinallik taşıması ve en önemlisi “herkesin aynı eseri ortaya koyamaması”  ölçütü yeterli görülmektedir.

          2.2. Prompt Tasarımı, Parametrik Müdahaleler ve İteratif Kürasyon Üzerinden Hususiyetin İnşası

            Gelişmiş Araç Teorisi zaviyesinden kullanıcının difüzyon modeline yönelik müdahaleleri incelendiğinde, ortaya çıkan ürünün kör bir tesadüf veya salt mekanik bir çıktı olmadığı, kullanıcının fikri çabasının dışa vurumu olduğu anlaşılmaktadır:

            • Komut Mimarisi (Prompt Crafting): Kullanıcı yalnızca genel bir tema girmemekte; eserin ışık-gölge dengesini (chiaroscuro, volumetrik ışık), sinematografik kamera açılarını, renk paletini, kompozisyon kurallarını (altın oran, simetri) ve sanatsal akım referanslarını bir araya getiren özgün ve ayrıntılı bir metin mimarisi kurgulamaktadır.
            • Teknik ve Parametrik Ayarlar: Kullanıcı; komuta sadakat katsayısını belirleyen CFG Scale, başlangıç matrisini sabitleyen Seed, gürültü giderme oranını yöneten Denoising Strength, örnekleme adım sayısını (Sampling Steps) ve algoritmik modelleri (Samplers) bilinçli teknik tercihlerle tayin etmektedir.
            • İteratif Kürasyon ve Şekillendirme: İlk ham çıktının ardından kullanıcının tuvali genişletmesi (Outpainting), belirli alanları maskeleyerek yeniden kurgulaması (Inpainting), pozlama ve derinlik haritalarını modele dayatması (ControlNet) ve yüzlerce alternatif arasından sanatsal vizyonuna uygun olanı eleyip seçmesi süreci, tam anlamıyla bir fikri tasfiye ve estetik düzenleme faaliyetidir.

            Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin işaret ettiği “o eser bir başkası tarafından meydana getirilseydi aynı şekilde ve özellikte yapılmayacak olmasında gizlidir” kriteri bu sürece tam olarak oturmaktadır: Bir başka şahsın aynı prompt zincirini, aynı negatif komutları, aynı seed ve parametrik değerleri bağımsız olarak kurgulayıp birebir aynı görseli elde etmesi pratik ve istatistiksel olarak imkânsızdır. Dolayısıyla ortaya çıkan mahsul, kullanıcının kişisel zevkini, yaratıcı tercihlerini ve fikri damgasını—yani doğrudan hususiyetini—yansıtmaktadır.

            2.3. FSEK m. 8 Çerçevesinde Eser Sahipliği Sıfatı

              5846 sayılı FSEK m. 8/1 hükmü gereğince; “Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.” Türk telif hukuku sisteminde eser sahipliği, yalnızca zihinsel yaratma eylemini gerçekleştiren gerçek kişilere tanınan, doğrudan ve aslen kazanılan sübjektif bir haktır.

              Yapay zekânın hak ehliyeti (Türk Medeni Kanunu [TMK] m. 8) ve fiil ehliyeti (TMK m. 9) bulunmadığından, eseri hukuki anlamda “meydana getiren” kişi sayılması medeni hukuk dogmatiği karşısında imkânsızdır. Diğer taraftan, yapay zekâ yazılımını kodlayan geliştirici veya şirket de nihai görsel üzerinde hak sahibi olamaz; zira geliştirici, kullanıcının ürettiği münferit görselin kompozisyonuna, sanatsal amacına veya fikri tasarımına dair hiçbir somut tasavvurda bulunmamıştır. Bu durum, boyayı üreten fabrikanın veya tuvali dokuyan üreticinin ressamın tablosunda hak iddia edememesi ile eşdeğerdir.

              Dolayısıyla somut olayda eseri zihinsel olarak tasarlayan, aracı yönlendiren ve parametrik kontrollerle çıktıyı vücuda getiren tek süje kullanıcıdır.

              3. KARŞILAŞTIRMALI HUKUK VE ULUSLARARASI EĞİLİMLER

              3.1. ABD Telif Hakları Ofisi (USCO) Uygulamaları ve Federal Mahkeme İçtihatları

              Karşılaştırmalı telif hukukunda üretici yapay zekâ konusundaki en katı yaklaşım ABD Telif Hakları Ofisi (USCO) ve Amerikan federal mahkemeleri tarafından sergilenmektedir.

                  • Thaler v. Perlmutter (2023): Stephen Thaler, tescil başvurusunda “A Recent Entrance to Paradise” isimli görselin doğrudan kendi geliştirdiği Creativity Machine adlı otonom algoritma tarafından, hiçbir insan müdahalesi olmaksızın üretildiğini beyan etmiştir. USCO başvuruyu “insan müellifliği” (human authorship) bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiş; Washington D.C. Federal Bölge Mahkemesi de telif hukukunun insan yaratıcılığını teşvik amacıyla var olduğunu belirterek ret kararını onamıştır. Enstrümantal Teori açısından bu karar isabetlidir; zira insan müdahalesinin sıfırlandığı tamamen rastlantısal süreçlerin eser sayılmaması teorinin de gereğidir.
                  • Zarya of the Dawn Kararı (2023): USCO, Kristina Kashtanova’nın Midjourney kullanarak oluşturduğu çizgi roman başvurusunda; metinleri ve panellerin kurgusal derlemesini (compilation) tescil etmiş, ancak Midjourney tarafından üretilen münferit görselleri, kullanıcının komutlar üzerinde nihai görseli tam olarak öngörebilecek “doğrudan kontrolünün” bulunmadığı gerekçesiyle telif koruması dışında tutmuştur.
                  • Théâtre D’opéra Spatial Kararı (2023): Jason M. Allen’ın yüzlerce prompt denemesi, Midjourney iterasyonları ve Adobe Photoshop müdahaleleriyle vücuda getirdiği ve ödül alan eseri hakkında USCO İnceleme Kurulu, kullanıcının girdilerini salt bir “fikir/talimat” (idea) olarak değerlendirmiş, ifadenin (expression) ise makine tarafından üretildiği gerekçesiyle tescil talebini reddetmiştir.

                  3.2. Karşılaştırmalı Uygulamanın Türk Hukuku Bakımından Eleştirisi

                    USCO’nun benimsediği yaklaşım, Türk fikri mülkiyet hukuku ilkeleri ve teknik gerçekler ışığında ciddi eksiklikler barındırmaktadır:

                    1. İkinci Bir İradenin Bulunmaması: USCO, prompt veren kullanıcıyı bir ressama sipariş veren müşteriye benzetmektedir. Oysa sipariş alan ressam bağımsız bir bilince, iradeye ve kendi estetik kararlarına sahiptir. Yapay zekâ modelinde ise kullanıcının karşısında bağımsız bir irade yoktur; kullanıcı algoritmayı deterministik matematiksel parametrelerle sınırlamakta ve yönlendirmektedir.
                    2. Fotoğraf Analojisinin Göz Ardı Edilmesi: Bir fotoğrafçı deklanşöre bastığında, ortamdaki ışık huzmelerinin mercekten geçip sensör piksellerine çarpma sürecini moleküler düzeyde kontrol edemez. Buna rağmen fotoğrafçının kadraj, açı ve ışık seçimleri nasıl esere hususiyet kazandırıyorsa, prompt mühendisinin parametrik ayarları ve seçimsel kürasyonu da aynı mahiyettedir.
                    3. Pekin İnternet Mahkemesi’nin Li v. Liu (2023) Kararı: Karşılaştırmalı hukuktaki katı eğilimin aksine Çin Pekin İnternet Mahkemesi, Stable Diffusion kullanılarak üretilen bir görsel uyuşmazlığında; davacının ayrıntılı prompt tasarımı, negatif komutları, seed seçimi ve kompozisyonel denetimiyle esere kendi estetik değerlendirmesini ve fikri damgasını vurduğunu tespit etmiş; görselin güzel sanat eseri vasfını haiz olduğuna ve telif hakkının kullanıcıya ait olduğuna hükmetmiştir. Bu karar, Enstrümantal Teori’nin küresel ölçekteki en ileri yargısal tezahürüdür.

                    4.SONUÇ VE MEVZUAT ÖNERİLERİ

                      Yapay zekâ teknolojisinin görsel üretim sahasındaki etkinliği, fikri mülkiyet hukukunun temel ilkelerini işlevsiz kılmamakta; bilakis insan yaratıcılığının yeni araçlarla kurduğu bağın hukuken tescil edilmesini gerektirmektedir.

                        Varılan Hukuki Sonuçlar:  

                      1. Yapay zekâ bağımsız bir hak süjesi değildir; hak ehliyeti bulunmadığından eser sahibi olamaz.
                      2. Yazılımı geliştiren şirketler, münferit çıktılar üzerinde somut bir fikri tasavvura sahip olmadıklarından eser sahipliği iddiasında bulunamazlar.
                      3. Yapay zekâyı kapsamlı prompt mimarisi, parametrik denetimler (CFG scale, seed, sampling, denoise) ve iteratif müdahaleler (inpainting, controlnet, seçim) ile yönlendiren kullanıcı, ortaya çıkan ürün üzerinde fikri hâkimiyet kurmaktadır.
                      4. Bu yolla üretilen görseller, Yargıtay’ın yerleşik içtihadında vurgulanan “herkesin aynı eseri ortaya koyamaması” ve “nispi orijinallik” kriterlerini karşılamakta; FSEK m. 1/B-(a) ve m. 4 kapsamında güzel sanat eseri vasfını taşımakta olup, FSEK m. 8/1 uyarınca eseri meydana getiren kullanıcıya aittir.

                        Mevzuat ve Uygulama Önerileri:

                      • Kademeli Koruma Kriteri (De Minimis Eşiği): FSEK kapsamında yapılacak yasal düzenlemelerde veya yargısal içtihatta bir yaratıcılık eşiği getirilmelidir. Bir veya iki kelimelik basit komutlarla (“bana bir kedi çiz”) elde edilen rastlantısal çıktılar koruma dışında tutulmalı; buna karşılık teknik parametreleri yönetilen, çok katmanlı komut mimarisine sahip ve iteratif kürasyondan geçmiş üretimlere tam eser koruması sağlanmalıdır.
                      • Sui Generis / Bağlantılı Hak Alternatifi: Hususiyet eşiğini aşmakta tereddüt edilen, ancak ciddi bir yatırım ve yönlendirme emeği barındıran yapay zekâ çıktıları için, FSEK m. 84 benzeri haksız rekabet temelli bir yaklaşımla, kullanıcıya sınırlı süreli (örneğin 5 veya 10 yıl) mali yararlanma imkânı tanıyan özel bir “bağlantılı hak” koruması ihdas edilebilir.
                      • Şeffaflık ve İspat Yükü Düzenlemesi: Yapay zekâ destekli görsellerde hususiyet iddiasında bulunan kullanıcının, uyuşmazlık veya tescil anında prompt geçmişini, kullanılan parametre ayarlarını, tohum (seed) değerlerini ve revizyon aşamalarını mahkemeye sunmasını zorunlu kılan bir ispat mekanizması yasal zemine kavuşturulmalıdır.

                      KAYNAKÇA

                      • Arslanlı, Halil: Fikri Hukuk Dersleri II: Fikir ve Sanat Eserleri, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1954.
                      • Ayiter, Nuşin: Hukukta Fikir ve Sanat Ürünleri, Ankara, Sevinç Matbaası, 1972.
                      • Beijing Internet Court: Li v. Liu, Karar Tarihi: 27.11.2023, Dava No: (2023) Jing 0491 Min Chu No. 11279.
                      • Hirsch, Ernst: Fikri Say, İstanbul, Kenan Matbaası, 1943.
                      • Tekinalp, Ünal: Fikri Mülkiyet Hukuku, 5. Bası, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2012.
                      • United States Copyright Office: Copyright Review Board Decision Regarding “Théâtre D’opéra Spatial”, 05.09.2023.
                      • United States Copyright Office: Zarya of the Dawn (Registration No. VAu001480196), Cancellation Decision, 21.02.2023.
                      • United States District Court for the District of Columbia: Stephen Thaler v. Shira Perlmutter, Civil Action No. 22-1564 (BAH), 18.08.2023.
                      • US Supreme Court: Burrow-Giles Lithographic Co. v. Sarony, 111 U.S. 53 (1884).
                      • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi: E. 2020/8509, K. 2022/3996, T. 24.05.2022.
                      • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: E. 2017/2758, K. 2021/1228, T. 14.10.2021.
                    1. Yapay Zeka ile Oluşturduğunuz Görsel (Muhtemelen) Size Ait Değil!

                      Markanız için Midjourney’de harika bir görsel oluşturdunuz. Mükemmel görünüyor. Ama hemen bir soru kafanıza takılıyor: Bu görseli ticari amaçlarla kullanma hakkınız var mı? Ve hepsinden önemlisi, gerçekten size mi ait?

                      Bu soru giderek daha fazla profesyonelin gündemine giriyor ve cevap… sanıldığından çok daha karmaşık.

                      Birinci Adım: Kullanım Koşullarını Okuyun

                      Yapılacak ilk şey — ve çoğunlukla en çok ihmal edilen — kullandığınız platformun kullanım koşullarını incelemektir. Midjourney, DALL·E, Stable Diffusion… her aracın kendine özgü kuralları vardır.

                      Bazıları oluşturulan görselleri ticari amaçla kullanmanıza izin verirken, bazıları vermez. Bazıları abonelik planınıza göre farklı koşullar uygular. Kısacası: bir yapay zeka görselini bir reklam kampanyasında yayınlamadan veya logo olarak tescil ettirmeden önce, sözleşmenin ne dediğini bilmeniz şarttır.

                      Bu kısım en basit olanı. Yazılı, net ve siyah beyaz. Birkaç dakikanızı almaz.

                      İkinci Adım: Telif Hakkı Meselesi

                      İşte burada işler karmaşıklaşıyor. Çünkü bir görseli kullanma hakkına sahip olmak yetmez — aynı zamanda o görselin sahibi olup olmadığınızı ve üzerinde münhasır haklar talep edip edemeyeceğinizi de bilmeniz gerekir.

                      Ve işte hukuki belirsizlik tam burada başlıyor.

                      Siz Kullanabilirsiniz, Ama Başkası da!

                      Kullanım koşulları size oluşturduğunuz içerikleri kullanma hakkı tanısa da, bu genellikle münhasır bir hak anlamına gelmez. Somut olarak: başka biri aynı araçla, başka bir hesapla tamamen aynı görseli — ya da çok benzerini — oluşturabilir ve sizinle aynı haklara sahip olabilir.

                      Yani: görselinizi kullanabilirsiniz, ancak başkası da kullanıyorsa, muhtemelen onu mahkemeye veremezsiniz.

                      Neden? Çünkü Yapay Zeka Yazar Olamaz

                      Hukukta yalnızca bir insan, bir eserin yazarı olarak tanınabilir. Yapay zeka, bir araç olarak tüzel kişiliğe sahip değildir. Bu nedenle telif haklarına sahip olamaz ve bu hakları kimseye devredemez.

                      Bu ilke bir boşluk yaratır: eğer eser bir yapay zeka tarafından üretildiyse, hukuki anlamda bir yazarı yoktur — ve dolayısıyla klasik telif hukuku korumasından yararlanamaz.

                      Yine de Eseriniz Üzerinde Hak Talep Edebilir misiniz?

                      Bir yol var, ancak çaba ve titizlik gerektiriyor.

                      Fikir şu: yapay zekanın ürettiği ham taslaktan yola çıkarak onu önemli ölçüde yeniden işlerseniz — nihai eser gerçek bir insani yaratıcı katkıyı yansıtacak düzeyde — telif hakkı talep etme ihtimaliniz doğabilir.

                      Yapay zeka bu durumda Photoshop veya fotoğraf makinesi gibi bir araç haline gelir. Teknolojinin yardımıyla yaratan yine sizsiniz.

                      Ancak dikkat: “yeterli çalışma” kavramı hâlâ belirsiz. İçtihat hukuku tarafından henüz net bir eşik belirlenmemiş. Bilinmezlerle dolu bir alanda ilerliyoruz.

                      Pratik Tavsiye: Her Şeyi Belgeleyin!

                      Haklarınızı bir gün savunabilmek istiyorsanız şunları yapmalısınız:

                      • İlk prompt’u ve yapay zekanın ürettiği ham görseli kaydedin
                      • Yeniden işleme sürecinin her adımını belgeleyin (ekran görüntüleri, ara dosyalar, sürüm geçmişi)
                      • Nihai eserin önemli ölçüde insani yaratıcı katkı içerdiğini kanıtlayabilecek durumda olun

                      Bu kanıt unsurları, eserinizin kopyalanması veya itirazla karşılaşması durumunda belirleyici olabilir.

                      Koruma Düzeyini Kullanım Amacınıza Göre Belirleyin

                      Her şey görseli ne için kullandığınıza bağlıdır.

                      Bir sunum ya da dahili belgeyi süslemek için mi? Midjourney’den doğrudan üretilen, kapsamlı bir yeniden işleme yapılmamış bir görsel fazlasıyla yeterlidir. Risk düşük, konu sınırlı.

                      Bir reklam kampanyası, logo veya slogan için mi? Burada finansal ve itibar riski çok daha yüksektir. Çok daha ileri gitmeniz gerekir: kapsamlı değişiklikler, titiz belgeleme ve konumunuzu güvence altına almak için tercihen bir hukuki görüş.

                      Sonuç Olarak

                      Yapay zeka tarafından üretilen görsel, bir fotoğraf makinesiyle çekilen fotoğrafa biraz benzer: araç, sizi otomatik olarak yazar yapmaz. Önemli olan, esere yatırdığınız insani yaratıcılığın payı — ve bunu kanıtlama kapasiteniz.

                      Hukuk bu konuda henüz her şeyi netleştirmedi. Somut davalar çoğalmaya başladı, mahkemeler görüş bildirmeye başladı, ancak hâlâ bir belirsizlik dönemindeyiz. Kurallar netleşene kadar ihtiyatlı olmak şart: yapay zekayı bir yaratım aracı olarak kullanın, yeniden işleyin, belgeleyin ve gerçekten korumanız gereken şeye göre dikkat düzeyinizi ayarlayın.

                    2. İdare Hukuku ve Yapay Zeka

                      Yapay zeka tüm hukuk dallarını etkilemektedir ve dönüşüme sebebiyet vermektedir. Yapay zekanın en çok etkilediği hukuk dallarının başında ise idare hukuku gelir. Yapay zekanın doğrudan etkilemediği, kısa, orta ve uzun vadeli dönüşümlere sebebiyet vermediği neredeyse tek bir idare hukuku başlığı dahi yoktur. Örneğin kamu yararı ve takdir yetkisi kavramları derinden etkilenecektir. İdare hukukunda kamu yararının ve takdir yetkisinin tespiti için hukuk dışı araçların kullanılması yeni bir fenomen değildir. İktisat bilimine ait olan bir yöntem olan fayda-maliyet analizi, idare hukukunda onlarca yıldır kullanılmaktadır ve hangi faaliyetin kamu yararına olduğuna, idarenin takdir yetkisini hukuka uygun kullanıp kullanmadığına ilişkin kararları doğrudan etkilemektedir. Bu ve benzeri araçlar özellikle ekonomik kamu yararını ilgilendiren hususlarda veya hukuki değerlendirme dışında teknik uzmanlığı gerektiren konularda kullanılmaktadır ve bu araçların kullanılması artık hukuk devletinin bir gereğidir. 

                      Yapay zekâ teknolojilerinin kullanılması da idare hukukunda benzer bir yere sahip olacaktır. Hatta yapay zekâ teknolojileri başta teşkilat ve kamu yararı kurumları olmak üzere, idare hukukunun tamamında bir dönüşüme sebebiyet verecektir. Bu konu şüphesiz oldukça geniştir ve tek yönlü ele alınması mümkün değildir. Yapay zekanın idare hukukunda sebebiyet verdiği ve/veya vereceği olumlu sonuçlar olduğu gibi olumsuz sonuçlar da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

                      Yapay zekanın idare hukukundaki olumlu etkileri, öncelikle idarenin karar alma süreçlerinde görülmektedir. Yapay zeka teknolojileri sayesinde idareler, daha hızlı, verimli ve yerinde kararlar verebilirler. Estonya örneğinde olduğu gibi dijitalleşme ve yapay zeka entegrasyonu sayesinde kamu hizmetlerinin neredeyse tamamının elektronik ortamda sunulması, idarenin işlem tesis süresini kısaltmakta, vatandaşların idareyle ilişkisini kolaylaştırmakta ve usul ekonomisine hizmet etmektedir. Vergi beyannamelerinin büyük çoğunluğunun birkaç dakika içinde otomatik olarak işlenebilmesi günlük hayatta önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Büyük verilerin entegre edilmesi ve yapay zeka sayesinde hızlı bir şekilde analiz edilmesi sayesinde kamu yararına olan faaliyetlerin tespitinde nesnellik sağlanmaktadır. Yine uzmanlık gerektiren ve insan eliyle yapılması yüksek maliyet ve zaman gerektirecek risk analizleri, yapay zekanın tüm veriyi aynı anda ve insandan çok daha hızlı işleyebilmesi dolayısıyla kolaylaşacaktır. Bir meselenin her boyutuna ilişkin teknik verilerin analizi sayesinde kamu yararına olan ve olmayan faaliyetlerin tespitinde de gelişme sağlanacaktır. Dolayısıyla yapay zeka destekli karar destek sistemleri, idarenin karmaşık teknik konularda (örneğin çevresel etki değerlendirmesi, trafik güvenliği veya sağlık hizmetlerinin planlanması gibi) istatistiki analizlerden yararlanmasını mümkün kılmaktadır ve bu da takdir yetkisinin keyfilikten uzak, veriye dayalı bir zeminde kullanılmasını teşvik etmektedir. Bütün bu olumlu etkiler, yapay zekanın idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıran değil, aksine onu daha şeffaf, rasyonel ve hesap verilebilir bir çerçevede kullanılmasına katkı sunan bir araç olarak konumlandırılabileceğini göstermektedir.

                      Buna karşılık yapay zekanın idare hukukundaki olumsuz etkileri ve riskleri de göz ardı edilemez. Hollanda’da sosyal yardım ve vergi alanında kullanılan algoritmaya ilişkin dava, yapay zeka temelli risk analizi sistemlerinin özel hayatın gizliliği, ayrımcılık yasağı ve şeffaflık bakımından ciddi sorunlar doğurabileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca, algoritmik önyargılar ve eğitim verilerindeki sistematik eşitsizlikler, idarenin takdir yetkisinin görünürde “nesnel” ama gerçekte belirli grupları olumsuz etkileyen bir biçimde yönelmesine yol açabilir. Bu da eşitlik, ayrımcılık yasağı ve ölçülülük ilkeleri bakımından yeni ihlal riskleri doğurmaktadır. Yapay zekanın kara kutu niteliği (“black box theory” olarak adlandırılan bu yaklaşım başka bir yazıda ele alınacaktır), idari işlemlerin gerekçelendirilmesini, yargısal denetimi ve idarenin sorumluluğunun tespitini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla yapay zekanın idare hukukundaki kullanımının, takdir yetkisini güçlendiren teknik bir araç olmanın ötesine geçerek, gerektiğinde takdir yetkisinin sınırlandırılması veya yeniden tanımlanmasını zorunlu kılan normatif ve kurumsal reformları da beraberinde getirdiği kabul edilmelidir.

                      Yapay zekanın idare hukuku alanındaki etkileri varlığı veya yokluğu tartışılabilecek bir olgu değildir. Yapay zeka idare hukukunu hali hazırda etkilemektedir ve bu objektif bir veridir. Tartışmalı olan, yapay zekadan kaynaklanan meselelerin idare hukukunun temel ilkeleriyle uyumlu olarak nasıl konumlandırılacağıdır. Arnavutluk’ta belli kamu hizmetlerinin tümüyle yapay zekaya teslim edilmesi gibi örneklerin varlığı, bu etkinin kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Yapılması gereken, idare hukukunun yıllar içinde oluşmuş ve oturmuş teorisini göz ardı etmeden ancak bu kaçınılmazlığı da göz önünde bulundurarak yeni bir hukuki zemin oluşturmaktır.